Ana sayfaya dön
Blog Yazılarımız
Faydalı Bilgiler
Sürekli İlaç Kullanımı Gerektiren Hastalıklarda Online Reçete Yenilemenin Avantajları
Bazı hastalıklar, kişinin hayatı boyunca düzenli ilaç kullanmasını gerektirir. Bu tür durumlarda tedavinin aksatılmaması, hem yaşam kalitesini artırmak hem de hastalığın seyrini kontrol altında tutmak açısından oldukça önemlidir. Teknolojinin sağlıkla buluştuğu noktalardan biri olan online reçete yenileme hizmeti, bu süreçte hastalara büyük kolaylık sağlar. Peki, hangi hastalıklar sürekli ilaç gerektirir? Online reçete yenilemenin avantajları nelerdir? Gelin birlikte inceleyelim.Hangi Hastalıklar Sürekli İlaç Gerektirir?Kalp damar hastalıklarıYüksek tansiyon, kalp yetmezliği ya da ritim bozuklukları gibi durumlar genellikle ömür boyu ilaç tedavisi gerektirir. Düzenli ilaç kullanımı, kalp krizi ya da inme gibi ciddi sonuçların önlenmesinde kritik rol oynar.Nörolojik rahatsızlıklarEpilepsi, Parkinson hastalığı ya da multipl skleroz (MS) gibi nörolojik hastalıklarda da ilaç tedavisi süreklidir. Bu ilaçların düzenli kullanımı, semptomların kontrol altında tutulmasını sağlar ve yaşam kalitesini artırır.Psikiyatrik hastalıklarDepresyon, bipolar bozukluk, şizofreni gibi ruh sağlığı problemlerinde uzun süreli ya da sürekli ilaç kullanımı gerekebilir. Bu tür hastalıklarda tedavi süreci yalnızca ilaçlarla değil, aynı zamanda düzenli takip ve destekle yürütülür.AstımAstım, kronik bir akciğer hastalığıdır. Astım, öksürük, hırıltı, göğüste sıkışma ve nefes darlığı ataklarına neden olur. Astım tedavi edilemez olsa da, " astım nedir " anlayışı ve etkili astım tedavisine bağlı kalmak başarılı bir astım yönetimine yol açabilir (1).Sürekli İlaç Kullanıcılarının Karşılaştığı Zorluklar Nelerdir?Ulaşım, zaman ve randevu problemleriHer reçete yenilemesi için sağlık kuruluşlarına gitmek, özellikle yaşlı ya da hareket kısıtlılığı olan hastalar için zorlayıcı olabilir. Ayrıca yoğun iş temposu ya da randevu bulamama gibi nedenlerle reçete işlemleri ertelenebilir.Reçete unutulması ve tedavi aksamalarıReçete yenilemeyi unutan hastalar, ilaçsız kalma riskiyle karşı karşıya kalır. Bu durum, tedavi sürecinin aksamasına ve sağlık sorunlarının artmasına neden olabilir.Online Reçete Yenilemenin Avantajları Nelerdir?Hızlı ve kolay erişimOnline sistemler sayesinde hastalar, doktorlarıyla görüntülü görüşerek ya da sağlık platformları üzerinden hızlıca reçetelerini yenileyebilir. Bu hem zaman kazandırır hem de fiziksel engelleri ortadan kaldırır.Kronik hastalık takibinde devamlılıkDüzenli reçete yenileme, hastalığın gidişatının takibini de kolaylaştırır. Online sistemler üzerinden hastanın ilaç kullanımı izlenebilir ve gerektiğinde tedaviye müdahale edilebilir.Dijital kayıtlarla takip kolaylığıDijital sağlık platformları sayesinde reçeteler, kullanılan ilaçlar ve önceki doktor notları kolayca görüntülenebilir. Bu da hem hasta hem de hekim açısından takip sürecini çok daha pratik hale getirir.Dijital sağlık hizmetleri ile daha kaliteli yaşamOnline reçete yenileme, sadece bir kolaylık değil; aynı zamanda sağlık hizmetlerine erişimde fırsat eşitliği sağlar. Kronik hastalığı olan bireyler için bu sistemler, tedavi sürecinin aksamadan devam etmesini sağlar ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkiler.Çevrimiçi sağlık hizmetlerinin zamandan ve masraflardan seni nasıl koruduğunu öğrenmek istiyorsan, bizimle iletişime geç! Online doktor ve online psikolog desteğinin elinin altında olduğunu bilmek çok değerli ama ya sağlığın? İşte ona paha biçilemez. Elra, seni asla yalnız bırakmayacak!#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak: https://allergyasthmanetwork.org/what-is-asthma/how-is-asthma-treated/
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Aile Hekimi Nedir? Aile Hekiminin Görevleri Nelerdir?
Her bireyin kayıtlı olduğu aile hekiminin tanımına birlikte bakalım.Aile Hekimi Nedir?Aile hekimi, bireylerin doğumdan itibaren yaşamlarının her döneminde sağlık takibini yapan, temel sağlık hizmetlerini sunan ve hastalıkların erken tanı ve tedavisinde görev alan hekimdir. Aile hekimleri, Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilmiş ve belirli nüfus gruplarına hizmet veren uzmanlardır.Aile Hekiminin Görevleri Nelerdir?Öncelikli görevleri şunlardır;- Bireylerin sağlık durumlarını takip etmek- Aşı ve bağışıklama hizmetlerini sunmak- Çocuk ve gebe takibi yapmak- Kronik hastalıkları (diyabet, hipertansiyon vb.) izlemek- Gerekli durumlarda hastaları ilgili branşlara yönlendirmek- Koruyucu sağlık hizmetleri sağlamak- İlk basamak tedavi uygulamak (basit enfeksiyonlar, tansiyon kontrolü, ağrı vb.)Aile Hekimi Hangi Hastalıklara Bakar?Aile hekimleri aşağıdaki sağlık sorunlarına ilk müdahaleyi yapabilir:- Üst solunum yolu enfeksiyonları (nezle, grip)- Boğaz ağrısı, kulak iltihabı- Mide rahatsızlıkları- Deri hastalıkları (egzama, alerjik döküntüler)- Kas-iskelet sistemi ağrıları- Kadın sağlığı ve doğum kontrol yöntemleri danışmanlığı- Ruhsal destek ve psikolojik sorunlara ilk yaklaşımAile Hekiminden Hangi Hizmetler Alınabilir?Kolaylıkla alabileceğiniz hizmetler arasında şunlar bulunur;- Sağlık raporları (işe giriş, spor, okul kaydı vb.)- Periyodik sağlık muayeneleri- Aşı uygulamaları- Gebelik ve bebek izlemleri- Kan şekeri, tansiyon ölçümleri- İlaç reçetesi yazımı ve devam reçeteleri- Kronik hastalık takibiAile Hekimi Randevusu Nasıl Alınır?Aile hekiminden randevu almak oldukça kolaydır. Ücretsiz ve hızlı randevu için:- ALO 182’ yi arayarak- MHRS (Merkezi Hekim Randevu Sistemi) üzerinden (web sitesi veya mobil uygulama)- E-Devlet üzerinden MHRS sistemine giriş yaparakAcil durumlar dışında randevusuz hizmet alınması önerilmez.Aile Hekimi Değiştirme İşlemi Nasıl Yapılır?Aile hekiminizi 3 ayda bir değiştirebilirsiniz. Değişiklik için:- E-Devlet üzerinden “Aile Hekimi Değiştirme” hizmeti kullanılabilir (1).- Ya da bağlı olduğunuz Toplum Sağlığı Merkezi’ne başvurarak değişiklik işlemi yapılabilir.konuyla ilgili T.C. Sağlık Bakanlığı'nın internet sitesine de bakabilirsiniz.Aile Hekimliği Hizmeti Ücretli mi?Hayır, Türkiye’de aile hekimliği hizmetleri tamamen ücretsizdir. SGK kapsamında olup olmamanıza bakılmaksızın her vatandaş bu hizmetten yararlanabilir. Her bireyin kayıtlı bir aile hekimi vardır.Sık Sorulan Sorular (SSS)-Aile hekimi psikolojik destek verir mi?Evet, temel düzeyde danışmanlık sağlar. Gerekli görürse psikiyatri uzmanına yönlendirir.-Aile hekimi rapor yazar mı?Evet, işe giriş, spor, okul, askerlik gibi durumlar için sağlık raporu düzenleyebilir.-Aile hekimine çocuk götürülebilir mi? Evet, aile hekimleri bebek ve çocukların aşıları, gelişim kontrolleri için de hizmet verir.-Aile hekiminde hangi testler yapılır? Kan ve idrar tahlili, gebelik testi, şeker ölçümü, tansiyon ölçümü gibi basit testler yapılabilir. Aile Hekimine Gitme, Online Doktorunla Görüş!Artık sağlık danışmanlığı almak için saatlerce beklemenize gerek yok! Basit bir boğaz ağrısı, cilt döküntüsü ya da ilaç yazdırma gibi durumlarda aile hekimine gitmek yerine, online doktor desteğiyle sağlık hizmeti almak çok daha pratik ve hızlı.Üstelik evinizin konforunda, görüntülü ve yazılı olarak uzman doktorlarla görüşebilir, sorularınızı anında iletebilir, gerekirse reçete bile alabilirsiniz.Online doktor sistemleri sayesinde zaman kazanır, kalabalık ortamlardan uzak durur ve sağlık hizmetini teknolojinin gücüyle cebinize taşırsınız. Hemen Elra uygulamasını indirin veya elrasaglik.com adresinden sisteme giriş yapın ve doktorunuzla online görüşün!#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak: https://hsgm.saglik.gov.tr
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Ciltte Kendiliğinden Çıkan Yaraların Sebepleri, Tehlike Sinyalleri ve Tedavi Yolları
Ciltte hiçbir sebep yokken oluşan yaralar hangi hastalığın habercisi olabilir? İşte kendiliğinden çıkan cilt yaralarının nedenleri, tanı süreci ve etkili tedavi yöntemleri.Vücudunuzda bir anda, herhangi bir darbe ya da çizik olmadan ortaya çıkan yaralar mı fark ettiniz? Üstelik bu yaraların neden oluştuğunu bile bilmiyorsunuz… Aslında ciltte kendiliğinden çıkan yaralar, çoğu zaman yüzeysel bir sorun gibi görünse de altta yatan ciddi sağlık problemlerinin sinyali olabilir. Peki bu yaralar neden olur ve ne zaman ciddiye alınmalıdır?Ciltte Kendiliğinden Yara Oluşması Ne Anlama Gelir?Travma, çarpma ya da tahriş olmaksızın ciltte gelişen açık lezyonlar, çatlaklar veya kabuklu bölgeler bu gruba girer. Yaralar bazen sızlamasız ya da ağrısız olabilir ama bu durum tehlikeyi küçültmez. İyileşme süresi uzadıkça, altta yatan nedenin araştırılması gerekir.En Sık Görülen Nedenleri Nelerdir?1. Deri hastalıkları●      Sedef (Psöriazis): Ciltte pullanma ve açık yaralarla seyreder.●      Egzama: Kaşıntı ve kuruluk sonrası cilt çatlar, kanayabilir.●      Liken Planus: Kaşıntılı, morumsu döküntüler zamanla yaraya dönüşebilir.2. Otoimmün hastalıklar●      Lupus: Cilt dahil birçok organı etkileyen bu hastalık, kendiliğinden açılan yaralara yol açabilir.●      Vaskülit: Damar iltihapları nedeniyle deri üzerinde morluklar ve açık yaralar gelişebilir.3. Enfeksiyonlar●      Bakteriyel: Özellikle stafilokok türü bakteriler, ciltte hızlı yayılan yaralara neden olabilir.●      Viral: Zona gibi bazı virüsler, kabarcık ve açık yara oluşturur.●      Mantar: Kaşıntı ile başlayan enfeksiyonlar yara şeklini alabilir.4. Vitamin ve mineral eksiklikleri●      C vitamini: Yara iyileşmesini yavaşlatır, cildi hassaslaştırır.●      Çinko ve B12 eksikliği: Hücre yenilenmesini engeller, cilt bariyerini zayıflatır.5. DiyabetCiltte kuruluk ve dolaşım bozukluğu sonucu küçük tahrişler bile yara halini alabilir, zor iyileşir.6. İlaç kullanımı●      Kortizon ve bazı bağışıklık baskılayıcı ilaçlar, cilt dokusunu zayıflatabilir.●      Kemoterapi sürecinde de bağışıklık düşüklüğü nedeniyle cilt hassaslaşır.7. Kan hastalıkları●      Trombosit düşüklüğü: Küçük travmalarla bile kanama ve yara gelişebilir.●      Lösemi: Bağışıklık sistemi çöktüğü için yara riski artar.Cilt döküntülerinin çoğu kanserle ilgili değildir (1).Ne Zaman Ciddiye Almalısınız?Aşağıdaki belirtiler varsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalısınız:●      Yaranın boyutu hızla büyüyorsa●      10 günden uzun süredir iyileşmiyorsa●      Yaranın çevresinde kızarıklık, iltihap ya da kötü koku varsa●      Vücutta başka bölgelerde yeni yaralar oluşuyorsa●      Halsizlik, kilo kaybı, ateş gibi genel belirtiler eşlik ediyorsaTanı ve Tedavi Süreci Nasıldır?Tanıda şu testlere başvurulabilir:●      Dermatolojik muayene●      Kan testleri (özellikle B12, çinko, trombosit, şeker düzeyi)●      Cilt biyopsisi●      Gerekirse otoimmün panelTedavi ise nedene göre planlanır:●      Enfeksiyonlara karşı antibiyotik ya da mantar tedavisi●      Beslenme yetersizliğine karşı takviye●      Otoimmün hastalıklarda bağışıklık düzenleyici tedaviler●      Diyabetik yaralar için özel bakım ürünleri ve kan şekeri kontrolüCilt yaralarınızı hafife almayınCildinizde gelişen yaralar sadece bir dış görünüm sorunu değildir. Vücudun iç dengesi bozulduğunda, ilk sinyallerden biri genellikle ciltte görülür. Bu nedenle “geçer gider” diyerek beklemek yerine, erken teşhis ve doğru tedaviyle sağlığınızı koruyabilirsiniz.Cildinizde açıklanamayan yaralar mı var? Hemen bir uzmana danışarak zaman kaybetmeden çözüm bulun. Online doktor görüşmesiyle dakikalar içinde destek alabilirsiniz!Bu rahatsızlıklarınızla ilgili olarak günün her anında bir doktora ulaşabileceğini bilmek ne kadar güzel olurdu değil mi? İşte siz bunu hak ediyorsunuz! Elra, doktorunuzu gün boyunca sizinle tutuyor.#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://www.mdanderson.org/cancerwise/skin-rashes-and-leukemia--what-you-need-to-know.h00-159462423.html
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Bacak Arası Kaşıntı, Kokunun Nedenleri ve Çözümleri
Bacak arası kaşıntı ve koku, birçok insanın zaman zaman yaşadığı ancak konuşmaktan çekindiği bir sorundur. Bu durum, genellikle basit hijyen önlemleriyle önlenebilirken bazen ciddi bir sağlık sorununun belirtisi olabilir. Peki, bu kaşıntı ve koku neden oluşur? Hangi durumlar normaldir, hangileri tıbbi müdahale gerektirir? İşte tüm detaylarıyla bacak arası kaşıntı ve koku probleminin nedenleri ve çözümleri.Bacak Arası Kaşıntı ve Koku Nedir?Bacak arası bölgesi, nemli ve sıcak bir ortam olduğu için mantar, bakteri ve diğer mikroorganizmalar için uygun bir üreme alanı olabilir. Bunun sonucunda kaşıntı, kötü koku ve tahriş gibi belirtiler ortaya çıkabilir.           •          Normal bir durum mu? Hafif kaşıntı ve terleme kaynaklı koku, özellikle sıcak havalarda ve yoğun fiziksel aktivitelerden sonra normal kabul edilir.           •          Sorun teşkil eden durumlar ise kaşıntının sürekli hale gelmesi, kötü kokunun duş aldıktan sonra bile geçmemesi veya ciltte kızarıklık, kabarma ve yaralar oluşmasıdır. Bu belirtiler bir sağlık sorununun işareti olabilir.Mantar önleyici tedaviler uygulamanıza rağmen yine de kasıklarınız kötü kokuyorsa, bir doktora görünmelisiniz. Bazen kasık bölgesindeki o kötü koku aslında mantar enfeksiyonu değil, bakteriyel bir enfeksiyon olabilir.Ayrıca, koku güçlü, ekşi veya balık kokusuna benziyorsa ya da şişlik, açık yaralar veya aşırı rahatsızlıkla birlikteyse, kendi kendinize tedavi uygulamaya çalışmayın. Bir uzmana başvurun (1).Bacak Arası Kaşıntı ve Kokuya Neden Olan Faktörler Nelerdir?a) Hijyen eksikliğiYetersiz hijyen, cilt yüzeyinde bakteri ve mantarların çoğalmasına neden olarak koku ve kaşıntıya yol açabilir. Özellikle yaz aylarında ya da yoğun terleme sonrası bacak arası bölgesi düzenli olarak temizlenmelidir.b) Mantar enfeksiyonları (tinea cruris – kasık mantarı)Kasık mantarı, özellikle erkeklerde ve aşırı terleyen bireylerde sık görülür. Kırmızımsı-kahverengi döküntüler, şiddetli kaşıntı ve kötü koku ile kendini gösterir.c) Bakteriyel enfeksiyonlar (eritrazma vb.)Eritrazma, özellikle aşırı terleyen kişilerde görülen bir bakteriyel enfeksiyondur. Deride kahverengimsi lekeler ve belirgin bir koku ile kendini gösterir.d) Cilt tahrişi ve alerjilerBazı sabunlar, deterjanlar, parfümler veya iç çamaşırında kullanılan kumaş türleri cilt tahrişine ve alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Bu da kaşıntı ve kötü kokuya yol açabilir.e) Terleme ve sürtünme (İntertrigo)Aşırı terleme ve cildin sürekli sürtünmesi, bacak arası bölgesinde tahrişe yol açarak kaşıntı ve kokuya neden olabilir. Özellikle fazla kilolu bireylerde bu durum daha sık görülür.f) Hormon dengesizlikleriHormon seviyelerindeki değişimler (örneğin ergenlik, gebelik veya menopoz) ter bezlerinin daha aktif çalışmasına neden olabilir. Bu durum da bacak arası bölgesinde koku ve kaşıntıya yol açabilir.g) Obezite ve aşırı kiloya bağlı cilt sorunlarıFazla kilolu bireylerde bacak arası bölgesi daha fazla sürtünmeye maruz kalır ve terleme artar. Bu da ciltte tahriş, mantar enfeksiyonları ve kötü kokuya yol açabilir.h) Şeker hastalığı ve diğer kronik hastalıklarDiyabet gibi hastalıklar, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve mantar enfeksiyonlarına yatkınlığa neden olabilir. Ayrıca diyabetli bireylerde terleme bozuklukları görülebilir.i) Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH)Genital bölgede kaşıntı ve kötü koku, bazı cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtisi olabilir. Bu nedenle korunmasız cinsel ilişkiden sonra bu tür belirtiler yaşanıyorsa mutlaka bir doktora danışılmalıdır.j) Bazı ilaçların yan etkileriBazı antibiyotikler ve kortikosteroidler, cilt florasını değiştirerek mantar enfeksiyonlarına yatkınlığı artırabilir. Bu da bacak arası bölgesinde kaşıntı ve kokuya neden olabilir.Kaşıntı ve Kokuya Karşı Alınabilecek Önlemler Nelerdir?a) Kişisel hijyenin önemi           •          Günde en az bir kez duş alın ve bacak arası bölgesini iyice kurulayın.           •          Antibakteriyel sabunlar yerine cildi kurutmayan doğal temizleyiciler kullanın.b) Doğru iç çamaşırı ve kıyafet seçimi           •          Pamuklu iç çamaşırları tercih edin, sentetik kumaşlardan kaçının.           •          Dar kıyafetler yerine hava alan, bol giysiler giyin.c) Cildi kuru ve hava alan bir şekilde tutma           •          Terleme sonrası kuru bir havlu ile bacak arası bölgesini temizleyin.           •          Bebek pudrası veya mantar önleyici kremler kullanabilirsiniz.d) Beslenme ve bağışıklık sistemini güçlendirme           •          Şeker ve işlenmiş gıdalardan kaçının, çünkü bunlar mantar oluşumunu artırabilir.           •          Bağışıklık sistemini destekleyen C vitamini, çinko ve probiyotiklerden zengin besinler tüketin.Tıbbi Tedavi Seçenekleri Nelerdir?a) Doktora ne zaman başvurulmalı?           •          Kaşıntı ve koku uzun süre geçmiyorsa           •          Ciltte yaralar, kabarcıklar veya döküntüler varsa           •          Kaşıntı gece uyutmayacak kadar şiddetliyseb) Tıbbi kremler ve losyonlar           •          Antifungal (mantar önleyici) kremler           •          Antibakteriyel merhemler           •          Kortizon içeren kremler (alerjik reaksiyonlar için)c) Antifungal (mantar önleyici) tedaviler           •          Terbinafin veya klotrimazol içeren kremler kullanılabilir.d) Antibiyotik ve antiseptik kullanımı           •          Bakteriyel enfeksiyonlar için doktorun önereceği antibiyotik kremler uygulanabilir.Doğal ve Bitkisel Çözümler Var mıdır?a) Elma sirkesi ve karbonat kullanımı           •          1 bardak suya 1 çay kaşığı elma sirkesi ekleyerek cildi temizleyebilirsiniz.b) Çay ağacı yağı ve aloe vera           •          Çay ağacı yağı antibakteriyel ve antifungal özelliklere sahiptir.           •          Aloe vera cildi yatıştırır ve tahrişi azaltır.Bacak Arası Kaşıntı ve Kokuya Karşı Uzun Vadeli Önlemler Nelerdir?           •          Düzenli egzersiz yaparak kilo kontrolünü sağlamak           •          Günlük iç çamaşırı değişimi           •          Düzenli dermatolojik kontrollerBacak arası kaşıntı ve koku çoğu zaman basit önlemlerle giderilebilir. Ancak kronik hale geldiyse veya şiddetliyse, bir doktora danışmak en doğru adımdır.Kötü koku veya kaşıntı sorunu ve başka detay bilgiler için Elra’yı arayabilir, elraglik.com web adresimizi inceleyebilirsin. Online doktor veya online psikolog bağlantılarında, görüntülü olarak tedavi desteği alabilirsin. Muayene ücreti 290 TL ve saatlerce muayene olmayı beklemeyeceksin. Çünkü doktorun seni bekliyor, Elra’da.#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://www.axe.com/us/en/inspiration/grooming/does-jock-itch-smell.html
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Sağlık Raporu Nereden ve Nasıl Alınır?
Sağlık raporu, bir kişinin sağlık durumunu değerlendiren, çeşitli sağlık hizmetleri için kullanılan resmi bir belgedir. Sağlık raporları genellikle belirli bir amaca yönelik alınır ve kişilerin fiziksel ve psikolojik durumlarını belgeleyerek çeşitli işlemlerde kullanılmasını sağlar. Bu yazıda, sağlık raporunun ne olduğunu, nasıl alındığını ve çeşitli türlerini detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.Sağlık Raporu Nedir?Sağlık raporu, bir kişinin sağlık durumunu belgeleyen ve resmi işlemlerde, iş yerlerinde, eğitim kurumlarında veya devlet dairelerinde kullanabileceği bir belgedir. Genellikle bir doktor veya sağlık kuruluşu tarafından verilen bu raporlar, kişinin belirli bir sağlık koşuluna sahip olup olmadığını ya da herhangi bir engelinin bulunup bulunmadığını gösterir.Sağlık Raporunun Hangi Durumlarda Gereklidir?Sağlık raporları, özellikle çalışmak, spor yapmak, ehliyet almak, evlenmek veya silah almak gibi önemli işlemler için gereklidir. Bu raporlar, kişinin sağlıklı olup olmadığını tespit etmeye yönelik bir belge sağlar ve aynı zamanda halk sağlığı için önemli bir rol oynar.Sağlık Raporu Türleri Nelerdir?Farklı alanlarda kullanılan sağlık raporları, ihtiyaçlara göre çeşitlenir. İşte bazı yaygın sağlık raporu türleri:1. İşe giriş sağlık raporuÇalışanların işe başlamadan önce sağlık durumlarını belirlemek amacıyla alınır. Çalışanların fiziksel ve ruhsal olarak iş yapmaya uygun olup olmadığına dair bir rapordur.2. Ehliyet (sürücü belgesi) için sağlık raporuSürücü belgesi almak veya yenilemek isteyen kişilerden istenen bir rapordur. Bu rapor, kişinin görme, işitme ve genel sağlık durumunun sürücü olmaya elverişli olup olmadığını gösterir.3. Sporcu sağlık raporuSporla uğraşacak kişilerin fiziksel yeterliliklerini değerlendiren rapordur. Özellikle profesyonel sporculardan veya sporculara yönelik eğitim alan kişilerin alması gereken bir belgedir.4. Silah ruhsatı için sağlık raporuSilah ruhsatı başvurusu için gereken rapordur. Kişinin ruhsal durumu ve genel sağlık durumu, silah taşıma izni için uygun olup olmadığını belirler.5. Evlilik sağlık raporuBazı ülkelerde evlenmeden önce, çiftlerin sağlık raporu alması gerekebilir. Genellikle genetik hastalıkların tespiti ve bulaşıcı hastalıkların olup olmadığının kontrolü amaçlanır.6. Öğrenci ve kayıt için sağlık raporuÖğrencilerin okula kaydolurken, sağlık durumlarını belirten bir rapor alması gerekebilir. Ayrıca bazı okullar, belirli sağlık durumlarını belgelemek için bu raporu isteyebilir.7. Engelli sağlık raporuEngelli bireyler için alınan rapordur. Kişinin engellilik durumu ve hangi derecede engelli olduğuna dair bilgi verir.8. COVID-19 sonrası sağlık raporu (güncel durum)Pandemi sonrası bazı ülkelerde COVID-19 geçiren kişilerden, iyileşme durumu ve sağlıklı olduklarına dair rapor istenebilir.Sağlık Raporu Nereden Alınır?Sağlık raporları, farklı sağlık kurumlarından alınabilir. İşte sağlık raporu alabileceğiniz yerler:1. Aile hekiminden sağlık raporu almaAile hekiminiz, genellikle basit sağlık raporları ve genel sağlık değerlendirmeleri için uygun bir kaynaktır. Ancak, daha kapsamlı testler gerektiren durumlarda, aile hekiminiz sizi ilgili bir uzman doktora yönlendirebilir.2. Özel hastane ve polikliniklerden sağlık raporu almaÖzel hastaneler ve poliklinikler, daha hızlı bir şekilde sağlık raporu alabileceğiniz yerlerdir. Ancak, bu kurumlar genellikle ücret talep edebilirler.3. Devlet hastanesinden sağlık raporu almaDevlet hastanelerinden de sağlık raporu almak mümkündür. Devlet hastanelerinde yapılan sağlık muayeneleri, genellikle SGK kapsamında olup, ücretsiz veya daha düşük ücretle alınabilir.4. Üniversite hastanelerinden sağlık raporu almaÜniversite hastaneleri, özellikle öğrenci sağlık raporları veya akademik gereklilikler için sağlık raporu almak isteyenler için bir seçenek olabilir.Sağlık Raporu Alma Süreci Nasıl İşlemektedir?Sağlık raporu almak için izlenmesi gereken adımlar şunlardır:1. Gerekli belgelerBaşvurduğunuz kuruma göre farklı belgeler gerekebilir. Genellikle kimlik belgesi ve rapor için başvuru formu istenir.2. Muayene ve testlerSağlık raporu alırken, doktor tarafından muayene edilirsiniz. Duruma göre kan testi, idrar testi veya diğer özel testler yapılabilir.3. Raporun onaylanma süreciMuayene ve testlerin ardından, raporunuz hazırlanır ve doktor tarafından onaylanır. Raporun içeriği, başvurduğunuz alan ve sağlık durumunuza göre değişir.Kişinin sağlık durumunda bir değişiklik olmadığı sürece, tek hekim raporları 1 yıl süreyle geçerlidir ve e-devlet üzerinden indirilebilir (1).Sağlık Raporu Ücretleri ve SGK Kapsamı Hakkında Bilgi Alabilir miyiz?Sağlık raporları için ödenmesi gereken ücretler, devlet hastanesi ile özel hastane arasında farklılık gösterir.1. Ücretsiz alınabilecek sağlık raporlarıSGK kapsamında devlet hastanesinden alınan sağlık raporları genellikle ücretsizdir.2. Özel hastanelerde sağlık raporu ücretleriÖzel hastaneler, sağlık raporu için ücret talep edebilir. Ücret, hastanenin politikalarına ve rapor türüne göre değişir.3. SGK’nın karşıladığı sağlık raporlarıSGK, bazı sağlık raporlarını karşılamaktadır. Bunun için raporun SGK kapsamında olup olmadığını önceden kontrol etmeniz gerekir.Sağlık Raporunun Ne Kadar Geçerlilik Süresi Vardır?Her sağlık raporunun bir geçerlilik süresi vardır. Bazı raporlar belirli bir süre için geçerli olup, belirli aralıklarla yenilenmesi gerekebilir. Örneğin:- İşe giriş raporları: Genellikle bir yıl geçerlidir.- Sporcu sağlık raporları: Genellikle yılda bir yenilenmesi gerekir.Sağlık Raporu Alırken Karşılaşılan Sorunlar ve Çözümleri Nelerdir?1. Rapor alınamama durumuSağlık raporu almakta zorluk yaşayabilirsiniz. Bunun nedeni, eksik belgeler veya testlerin tamamlanmamış olması olabilir. Gerekli tüm belgeleri ve testleri tamamlamak, bu durumu aşmanıza yardımcı olacaktır.2. Eksik belge veya yanlış başvuruBaşvuru yaparken eksik belge veya yanlış form doldurulması durumunda rapor alamayabilirsiniz. Başvuru öncesinde gerekli tüm belgeleri ve başvuru sürecini dikkatlice kontrol edin.3. İtiraz süreciEğer aldığınız sağlık raporuna itiraz etmek isterseniz, ilgili sağlık kurumuna başvurabilirsiniz. Ayrıca, raporunuzu yeniden değerlendirmek için başka bir doktordan ikinci görüş alabilirsiniz.Dijital Sağlık Raporları ve E-Devlet Üzerinden SorgulamaSağlık raporları artık dijital ortamda da alınabilmektedir. E-Devlet ve e-Nabız gibi platformlar üzerinden sağlık raporlarını sorgulamak mümkündür. E-Rapor SistemleriE-rapor sistemleri, dijital ortamda sağlık raporu almanızı sağlar. Bu sistemler, sağlık raporlarını daha hızlı ve güvenli bir şekilde edinmenize olanak tanır.E-Devlet ve e-Nabız Üzerinden Sağlık Raporu Kontrolü Nasıl Yapılır?E-Devlet üzerinden alınan sağlık raporları sorgulanabilir. Aynı zamanda e-Nabız sistemi üzerinden sağlık verilerinize erişebilir ve raporlarınızı kontrol edebilirsiniz.Sağlık raporu almak, kişisel sağlık takibinizi yapmanıza ve önemli işlemleri kolayca gerçekleştirmenize yardımcı olan önemli bir adımdır. Yüksek kaliteli sağlık hizmetlerine erişim ve doğru prosedürlerle bu süreci kolaylaştırmak mümkündür.Doktora ne zaman ihtiyacın olacağını bilemezsin ama Elra senin doktoruna, her zaman en geç 15 dakika içinde görüntülü olarak bağlanmana, online muayene ve online terapi gibi sağlık hizmetlerine kolayca ve en kaliteli biçimde ulaşmana olanak tanıyor. Elra uygulamasını telefonuna indirerek sınırlı sayıda değil, sınırsızca doktorlarımıza danışabilirsin. Bu, senin beden sağlığını ve mental yapını sürekli iyi tutacak. Çünkü artık Elra elinde, sağlık evinde!#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://www.saglik.gov.tr/TR-60875/saglik-raporlari-yonergemiz-yayimlandi.html
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Göz Kızarıklığı Neden Olur ve Nasıl Geçer?
Göz kızarıklığı çoğu zaman basit bir durum olsa da bazen ciddi sağlık sorunlarının belirtisi olabilir. Bu yazıda, göz kızarıklığının nedenlerini, nasıl önlenebileceğini ve tedavi yöntemlerini ele alacağız. Göz Kızarıklığı Nedir?Göz kızarıklığı, gözdeki kan damarlarının genişleyerek belirgin hale gelmesi sonucu oluşur. Genellikle göz beyazı (sklera) üzerinde kırmızı veya pembe bir görünüm oluşur. Bu durum tek bir gözde ya da her iki gözde birden ortaya çıkabilir. Kızarıklık bazen ağrı, kaşıntı veya sulanma gibi belirtilerle birlikte görülebilir.Göz kızarıklığı, genellikle insanlar tarafından göz ağrısı veya görme sorunlarından daha az endişe verici kabul edilir (1). Göz Kızarıklığının Yaygın Nedenleri Nelerdir?Göz kızarıklığı birçok sebepten kaynaklanabilir. İşte en yaygın nedenlerden bazıları:•          Alerjiler: Polen, toz, hayvan tüyleri veya kozmetik ürünler gözde alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Alerjik göz kızarıklığı genellikle kaşıntı ve sulanma ile birlikte görülür.•          Göz kuruluğu: Bilgisayar ekranına uzun süre bakmak, klimalı ortamda bulunmak veya yetersiz gözyaşı üretimi göz kuruluğuna yol açabilir. Kuruluk, göz yüzeyinin tahriş olmasına ve kızarmasına sebep olur.•          Enfeksiyonlar: Konjonktivit (göz iltihabı), bakteriyel veya viral enfeksiyonlar gözde kızarıklık, şişlik ve çapaklanmaya neden olabilir.•          Göze yabancı cisim kaçması: Toz, kum veya küçük bir kirpik bile göz yüzeyini tahriş edip kızarıklık oluşturabilir.•          Kontakt lens kullanımı: Lenslerin uzun süre takılması veya hijyen kurallarına uyulmaması gözde tahriş ve kızarıklığa sebep olabilir.•          Yorgunluk ve uykusuzluk: Uykusuz kaldığınızda gözleriniz yeterince dinlenemez ve kan damarları genişleyerek göz kızarıklığına yol açabilir. Ciddi Sağlık Sorunlarıyla İlişkili Olabilir mi?Bazı durumlarda göz kızarıklığı ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir. Eğer kızarıklık şiddetli ağrı, görme kaybı veya ışığa duyarlılıkla birlikte görülüyorsa, hemen bir doktora başvurulmalıdır. Ciddi sağlık sorunları arasında şunlar yer alabilir:•          Glokom: Göz içi basıncının artmasıyla oluşan bu hastalık, tedavi edilmezse kalıcı görme kaybına yol açabilir.•          Üveit: Gözün iç kısmındaki iltihaplanmadır ve genellikle bağışıklık sistemi hastalıklarıyla ilişkilidir.•          Kornea yaralanmaları: Göze alınan darbeler veya kimyasal yanıklar korneada ciddi hasara neden olabilir. Göz Kızarıklığını Önlemek İçin Neler Yapılabilir?Göz sağlığınızı korumak ve kızarıklık oluşumunu önlemek için bazı basit önlemler alabilirsiniz:•         Gözlerinizi düzenli olarak dinlendirin, özellikle ekran başında uzun süre çalışıyorsanız her 20 dakikada bir mola verin.•          Ellerinizi sık sık yıkayarak gözlerinize enfeksiyon bulaşmasını önleyin.•          Kontakt lens kullanıyorsanız hijyen kurallarına dikkat edin ve lenslerinizi önerilen süre içinde değiştirin.•          Göz kuruluğunu önlemek için bol su için ve gerektiğinde suni gözyaşı damlaları kullanın.•          Alerjiniz varsa tetikleyicileri belirleyerek bunlardan kaçınmaya çalışın. Evde Uygulanabilecek Basit Çözümler Nelerdir?Eğer göz kızarıklığınız ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle oluşmamışsa, evde uygulayabileceğiniz bazı basit yöntemlerle rahatlama sağlayabilirsiniz:•          Soğuk kompres: Temiz bir bezi soğuk suyla ıslatıp gözlerinizin üzerine koyabilirsiniz. Bu, kan damarlarının daralmasını sağlayarak kızarıklığı azaltır.•          Çay poşeti: Soğutulmuş siyah veya yeşil çay poşetlerini gözlerinize koyarak rahatlama sağlayabilirsiniz. Çayın içeriğindeki antioksidanlar iltihaplanmayı azaltabilir.•          Salatalık dilimleri: Salatalık, gözleri yatıştıran ve şişliği azaltan doğal bir yöntemdir. Ne Zaman Doktora Gitmelisiniz?Göz kızarıklığı genellikle basit sebeplerden kaynaklansa da bazı durumlarda tıbbi müdahale gerektirir. Aşağıdaki durumlarda mutlaka bir göz doktoruna danışmalısınız:           •          Kızarıklık birkaç günden uzun sürüyorsa ve geçmiyorsa           •          Şiddetli göz ağrısı veya bulanık görme varsa           •          Gözde irin ya da aşırı çapaklanma oluşuyorsa           •          Işığa karşı aşırı hassasiyet geliştiyse Özetle;Göz kızarıklığı çoğu zaman basit nedenlerden kaynaklanır ve evde alınabilecek önlemlerle kolayca geçebilir. Ancak bazen ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabilir. Bu nedenle göz sağlığınızı korumak için düzenli göz muayenesi yaptırmak, hijyen kurallarına dikkat etmek ve gözlerinizi yeterince dinlendirmek büyük önem taşır. Eğer göz kızarıklığınız uzun süre devam ediyorsa veya ağrıyla birlikte görülüyorsa, vakit kaybetmeden bir uzmana danışmanız en doğru adım olacaktır. Günün her anında bir doktora ulaşabileceğini bilmek ne kadar güzel olurdu değil mi? İşte sen bunu hak ediyorsun. Görüntülü olarak online muayene, online tedavi imkanı Elra’da. Elra, doktorunu gün boyunca seninle tutuyor.#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://medlineplus.gov/ency/article/003031.htm 
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Migren Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir?
Birçok kişi baş ağrısını tanımlamak için "migren" kelimesini kullanır. Ancak baş ağrısı migrenin sadece bir belirtisidir ve baş ağrısının başka pek çok sebebi olabilir.Migren genellikle tek taraflı zonklayan bir ağrıyla birlikte çok şiddetli bir baş ağrısı gibi hissedilir. Yaygın bir durumdur ve yardımcı olmak için deneyebileceğiniz şeyler vardır (1).Migren ve Baş Ağrısı Arasındaki Fark Nedir?Migren ataklarında görülen baş ağrısının bazı tipik özellikleri şunlardır:·      Ağrı zonklayıcı tarzdadır ve hareketle daha da kötüleşir.·      Ağrı çoğunlukla başın tek tarafında hissedilir.·      Ayrıca ışığa ve/veya sese duyarlılık, mide bulantısı ve kusma belirtilerinden en az bir tanesi ağrıya eşlik eder.Migrenin Belirtileri Nelerdir?Birçok insan için migren atağı aşamalar halinde gerçekleşir. Prodrom evresi, baş ağrısı öncesi evre veya uyarıcı evre olarak da adlandırılır ve migrenin başlangıcını işaret eder. Fırtına öncesi sessizlik gibi düşünülebilecek olan bu sakin evre, baş ağrısından saatler veya günler önce görülebilir. Migreni olan kişilerin %40 ila %60'ı prodrom evresi yaşarken, bazı kişilerde hiçbir belirti görülmez.Bu aşamalarda karşılaşabileceğiniz belirtiler şunlardır:·      Işığa, sese veya kokuya duyarlılık (Genellikle sizi rahatsız etmeyen ışık ve ses seviyeleri rahatsız edici, hatta acı verici olabilir. Sigara dumanı, araba egzozu, parfüm ve temizlik ürünleri gibi kokular özellikle rahatsız edici olabilir.)·      Yorgunluk (Ayrıca çok esneme de görülebilir.)·      Yiyecek isteği veya iştahsızlık (Tatlı gibi belirli bir yiyeceği canınız çekebilir, genel olarak daha aç hissedebilirsiniz veya canınız yemek istemeyebilir.)·      Sinirlilik veya üzüntü gibi ruh hali değişiklikleri·      Susuzluk hissi ve daha sık tuvalete gitmek·      Şişkinlik hissi, kabızlık veya ishal gibi sindirim sorunlarıUzmanlar, prodrom dönemi belirtilerini migren atağını tetikleyen şeylerle karıştırmanın mümkün olduğunu belirtiyor. Örneğin, prodrom dönemindeki tatlı isteği sizi çikolata yemeye yönlendirebilir ve migren atağı başladığında siz baş ağrınızın nedeni olarak çikolatayı suçlayabilirsiniz.Auralı Migren Nedir?Migren hastalarının %25 kadarında, baş ağrısının başlamasından kısa bir süre önce veya baş ağrısıyla aynı anda aura adı verilen bir durum görülür. Bu semptomlar sinir sisteminizden kaynaklanır. Görmeyle ilgili belirtilere daha sık rastlanır. Bu belirtiler genellikle 5-20 dakikalık bir sürede yavaş yavaş başlarlar ve 1 saatten kısa sürerler. Bu dönemde şu belirtiler görülebilir:·      Siyah noktalar, dalgalı çizgiler, ışık parlamaları veya parçalı görüş gibi görme sorunları·      Yüzde, ellerde karıncalanma veya uyuşma·      Açıkça konuşmada zorluk. Kelimeleri mırıldanma veya geveleme·      Kulak çınlaması·      Yüzün veya vücudun bir tarafında güçsüzlükMigren Atağı Nasıl Olur? Migren atağı olarak adlandırılan bu aşama genellikle baş ağrısıyla karakterizedir. Baş ağrısı şiddetli bir ağrı olarak başlayıp sonra zonklamaya dönüşebilir, fiziksel aktivite sırasında kötüleşebilir, başın bir tarafını etkileyebilir veya bir taraftan diğer tarafa hareket edebilir, başın ön bölgesinde olabilir veya başın tamamını etkileyebilir.Baş ağrısına eşlik eden başka belirtiler de olabilir. Örneğin;·      Kusma·      Solgun ve nemli bir cilt·      Baygınlık veya baş dönmesi·      Boyun ağrısı veya sertliği·      Kaygılı veya depresif hissetme·      Burun akıntısı veya burunda tıkanıklık hissi·      Işığa, sese veya kokulara karşı duyarlılık·      Uyku sorunlarıMigren Atağı Ne Kadar Sürer? Bu ataklar yaklaşık olarak 4 saat sürer, sonrasında geçer. Ancak ciddi ataklar 3 günden fazla sürebilir. Atakların sıklığı kişiden kişiye değişmektedir. Bazı insanlarda hemen hemen her gün olurken, bazılarında yılda bir veya iki kez olur.Migren Atağından Sonra Neler Olur? Bu aşama baş ağrısından sonra bir gün kadar sürebilir. Atak sonrası bu döneme postdrom denir. Migren hastalarının yaklaşık %80'inde postdrom vardır. Bu dönemde şu belirtiler görülür:·      Yorgun, tükenmiş veya huysuz hissetmek·      Alışılmadık derecede yenilenmiş veya mutlu hissetmek·      Kas ağrısı veya kas güçsüzlüğü·      Aşırı yeme isteği veya iştahsızlık·      Konsantrasyon problemleriMigren Tetikleyici Faktörler Nelerdir? Migren atağını tetikleyebilecek bazı durumlar şunlardır:·      Hormon değişiklikleri (Regl döneminde, hamileyken veya yumurtlama döneminde migren ataklarında artış olabilir. Ayrıca menopoz, hormonal doğum kontrol yöntemleri ve hormon replasman tedavisi kullanırken de artabilir.)·      Stres (Stresliyken beyin, baş ağrısına yol açabilecek kan damarı değişikliklerine neden olan kimyasallar salgılar.)·      Öğün atlamak·      Hava koşullarındaki değişiklikler (Fırtına, yüksek basınç değişiklikleri, kuvvetli rüzgarlar veya irtifa değişikliklerinin tümü migren atağını tetikleyebilir.)·      Çevresel uyaranlar (Yüksek sesler, parlak ışıklar ve güçlü kokular migren atağına neden olabilir.)·      İlaçlar (Kan damarlarını genişletici etkisi olan vazodilatatörler baş ağrısını tetikleyebilir.)·      Fiziksel aktivite (Buna egzersiz de dahildir.)·      Tütün ve tütün ürünleri·      Uyku değişiklikleri (Uyku düzenindeki değişiklikler ya da çok uyuma migren ataklarını tetikleyebilir.)·      Bazı besinler (Fermente peynirler, alkol, çikolata ve nitrat içeren sucuk-sosis gibi işlenmiş gıdalar migren ataklarıyla ilişkilendirilmiştir. Monosodyum glutamat ve yapay tatlandırıcı aspartam gibi katkı maddeleri içeren yiyecek ve içecekler de migren atağını tetikleyebilir. Bu konuda çok az araştırma vardır, bu nedenle en iyi seçenek, herhangi bir yiyecek veya içeceğin baş ağrınızı tetikleyip tetiklemediğini görmek için bir yemek günlüğü tutmak ve migren atağını tetikleyen besinlerden uzak durmaktır.)·      Kahve ve çay gibi kafein içeren yiyecek veya içecekler (Bu besinler bazı kişilerde baş ağrısını tetikleyebilir. Çok fazla kafein almak ya da alışılan kadar kafein almamak atağa neden olabilir).Migren Atağı Sırasında Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?Baş ağrısının geçmediği veya tekrarladığı durumlarda doktora başvurmak gerekir.Şiddetli baş ağrısına eşlik eden aşağıdaki belirtilerin varlığında hemen tıbbi yardım almak gerekir:·      Ateş, mide bulantısı ve kusma ile birlikte ensede sertlik varsa·      Kollarda ve bacaklarda uyuşma veya zayıflık varsa·      Konuşmada zorluk veya geveleyerek konuşma varsa·      Baş ağrısının çok ani başladığı durumlarda·      Şimdiye kadar yaşadığınız en kötü baş ağrısıysa ve sizi günlük aktivitelerinizi yapmaktan alıkoyuyorsa·      Kafa travması, egzersiz veya fiziksel aktiviteden hemen sonra başladıysa·      Kafa karışıklığı veya hafıza kaybı eşlik ediyorsa·      Giderek daha da şiddetleniyorsa·      Sadece bir gözde kızarıklık varsa·      Eşlik eden görme sorunları varsa·      50 yaşın üzerinde ve ilk defa bu tür bir baş ağrısı yaşıyorsanızMigrenin Tedavisi Nedir?Migrenin kesin bir tedavisi yoktur ancak birçok farklı yöntem denenmektedir. Bazı tedaviler atakları başladıktan sonra durdurur, bazıları atakları önler, bazıları ise her ikisini de yapabilir.Tedavide farklı ağrı kesiciler kullanılır. Ana bileşeni asetaminofen, aspirin, kafein ve ibuprofen olan ağrı kesici ilaçları çok fazla kullanırsanız, tekrarlayan baş ağrıları yaşayabilir veya bunlara bağımlı hale gelebilirsiniz. Bu ilaçları haftada 2 günden fazla alıyorsanız, ataklar için daha etkili olabilecek ilaçlar hakkında doktora başvurun. Triptanlar; ağrıyı durdurmak için beyindeki kimyasalları dengeler. Selekoksib gibi nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar da migreni durdurmak için kullanılabilir.Bir diğer tedavi seçeneği migren ataklarını önleyici ilaçlardır. Ağrı kesici tedaviler işe yaramıyorsa, baş ağrıları şiddetliyse, ayda dört veya daha fazla gün baş ağrısı oluyorsa doktor bunları önerebilir. Bu ilaçlar baş ağrılarının daha az ağrılı veya daha seyrek olmasını sağlamak için düzenli olarak kullanılır.Migrenin tedavisi için botox, cerrahi yöntemler gibi farklı tedavi yöntemleri de kullanılmaktadır.Migren atakları sırasında evde yapılabilecek şeyler de vardır. Bunları yaparak migren semptomlarını azaltabilirsiniz:·      Karanlık ve sessiz bir odada gözleriniz kapalı olarak dinlenin·      Alnınıza soğuk kompres yapın veya buz torbası koyun·      Bol miktarda sıvı tüketin·      Boynunuza, saç derinize veya şakaklarınıza nazikçe masaj yapın·      Meditasyon yapınMigrenin henüz kesin bir tedavisi yok, ancak ilaçlar bunları önlemeye, durdurmaya ya da belirtilerinizin kötüleşmesini engellemeye yardımcı olabilir. Ayrıca migreninizi tetikleyen şeylerden de kaçınabilirsiniz. Stresi azaltmak ve iyi uyku alışkanlıklarına sahip olmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri de atak sıklığını azaltmada yardımcı olabilir. Atak sıklığını azaltmak için migren tetikleyicilerinizi tanımlayın ve bunlardan uzak durun. Ataklarınıza neyin sebep olabileceğini anlayabilmek için bir günlük veya bir uygulama kullanabilirsiniz. Stresi yönetin. Meditasyon, yoga ve dikkatli nefes alma gibi rahatlama teknikleri bu konuda yardımcı olabilir. Uyku ve yeme düzeninize dikkat edin. Bol miktarda sıvı tüketin. Düzenli olarak orta derecede egzersiz yapın.Migrenle başa çıkmada ya da ani migren ataklarında, online doktor görüşmesi yoluyla kısa sürede ve etkili çözümlere kavuşabilirsiniz. Doktora ulaşana kadar baş ağrısıyla geçecek süreyi 15 dakikada doktorunu karşına getiren Elra online sağlık uygulaması sayesinde değere çevirmelisiniz, sağlığınız için.Elra uygulamasını akıllı cihazınıza indirip üye olun ve artık yepyeni, daha sağlıklı bir hayata sahip olun. Elra yanınızda, sağlık cebinizde…#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiUzm. Dr. İrem CantürkKaynak:https://www.nhs.uk/conditions/migraine/
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Sık Görülen Cilt Hastalıkları ve Tedavi Yöntemleri
Birçok cilt hastalığı kaşıntıya, cilt kuruluğuna veya döküntülere neden olur. Çoğunlukla bu semptomları ilaç tedavisi, uygun cilt bakımı ve yaşam tarzı değişiklikleriyle yönetebilirsiniz. Uygulanan tedavi semptomları azaltabilir ancak birçok cilt hastalığı hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmaz. Ayrıca, cilt yeni veya iyileşmeyen lekeler veya benlerdeki değişiklikler dahil olmak üzere herhangi bir değişiklik olup olmadığını görmek için düzenli olarak kontrol edilmelidir. Çoğu cilt kanseri erken teşhis ile tedavi edilebilir. Cilt Hastalıkları Nelerdir?Cilt hastalıkları cildinizi etkileyen durumlardır. Bunlar ciltte bozukluğa yol açan, cildi tıkayan veya tahriş eden birçok durumu içerir. Bu hastalıklar döküntülere, iltihaplanmalara, kaşıntıya veya diğer cilt değişikliklerine neden olabilir. Bazı cilt rahatsızlıkları genetik olabilirken bazıları yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir. Cilt hastalığının tedavisinde ilaçlar, kremler veya yaşam tarzı değişiklikleri tercih edilebilir. Cildin Görevi Nedir?Cildiniz vücudunuzu kaplayan ve koruyan büyük organdır. Cildin birçok işlevi vardır, bunlardan bazıları şunlardır:·      Sıvıyı tutar ve dehidrasyonu önler.·      Duyu organıdır. Sıcaklık veya ağrıyı hissetmeye yardımcı olur.·      Bakteri, virüs veya diğer enfeksiyon etmenlerinden korur.·      Vücut sıcaklığını sabitler.·      Güneşe maruz kalmaya cevap olarak D vitamini sentezler. En Sık Görülen Cilt Hastalıkları Nelerdir?Bazı cilt hastalıkları önemsizdir, bazıları ise ciddi semptomlara neden olur. En yaygın cilt hastalıklarından bazıları şunlardır:·      Akne: Gözeneklerde yağ, bakteri ve ölü deri birikmesine yol açarak gözenekleri tıkar ve ciltte foliküller oluşmasına neden olur.·      Alopesi Areata: Saçların küçük parçalar halinde dökülmesine neden olur.·      Atopik Dermatit (Egzama): Ciltte şişmeye, çatlamaya veya pullanmaya yol açar. Kuru ve kaşıntılı bir cilt görülür.·      Rosacea: Genellikle yüzdeki sivilcelerle birlikte kızarık ve kalın bir cilt olur.·      Vitiligo: Ciltte pigment kaybına bağlı; renk değişikliğiyle seyreden cilt lekeleri vardır.·      Cilt Kanseri: Anormal cilt hücrelerinin kontrolsüz büyümesidir. Kronik Cilt Hastalıkları Nelerdir?Tedavi edilemeyen kronik cilt rahatsızlıkları vardır. Bu hastalıklarda alevlenmeleri önlemek veya yönetmek için düzenli tedavi kullanmak gerekebilir. Bazı kronik cilt rahatsızlıkları şunlardır:·      Egzama·      Hidradenitis suppurativa (Sivilceye benzeyen şişlikler veya çıbanlardan oluşan inflamatuar bir cilt rahatsızlığı)·      Liken planus (Kişinin cildinde parlak, sert, morumsu şişliklerin olduğu bir durum)·      Lupus·      Sedef hastalığı·      Gül hastalığı Deri enfeksiyonları ise (kronik ve tekrarlayan) aşağıdaki durumları kapsar:·       Tekrarlayan çıbanlar·       Tekrarlayan selülit·       Hiradenitis süpürativa·       Erizipel·       Enfekte ülserler (1) Cilt Hastalıklarının Sebebi Nedir?Bazı yaşam tarzı faktörleri ya da altta yatan sağlık sorunları cilt hastalığının gelişmesine yol açabilir. Cilt hastalıklarının yaygın nedenleri şunlardır:·      Gözeneklerde veya saç foliküllerindeki bakteriler·      Ciltte bulunan mantar veya parazitler·      Virüsler·      Alerjenler veya çevresel tetikleyicilerle temas·      Tiroit, böbrekler veya bağışıklık sistemini etkileyen bazı romatizmal hastalıklar·      Diyabet·      Genetik yatkınlık·      Güneş Cilt Hastalıklarının Belirtileri Nelerdir?Cilt değişiklikleri her zaman cilt hastalıklarına bağlı değildir. Örneğin, ayağa tam oturmayan ayakkabılar giyilmesi sonucunda ayaklar su toplayabilir. Ancak cilt değişiklikleri bilinen bir neden olmadan ortaya çıktığında cilt hastalığı olduğu düşünülebilir.Cilt hastalıklarının belirtileri genel olarak şunlardır:·      Renksiz cilt lekeleri (anormal pigmentasyon)·      Cilt kuruluğu·      Açık yaralar, lezyonlar veya ülserler·      Cildin soyulması·      Kaşıntı veya ağrı ile birlikte olan döküntüler·      Kırmızı, beyaz veya irin dolu şişlikler·      Pullu veya pürüzlü cilt Bir Cilt hastalığı Nasıl Teşhis Edilir?Doktorlar genellikle cilt hastalıklarını teşhis etmek için kişinin tıbbi geçmişini ve fiziksel semptomlarını dikkate alır. Çoğu zaman, doktor cildinizi görsel olarak inceleyerek muayene ile cilt hastalığını teşhis edebilir. Tümseklerin, kabarcıkların ve döküntülerin boyutunu, şeklini, yerini ve rengini değerlendirmek kesin nedenin belirlemesine yardımcı olabilir. Diğer cilt dışı semptomlar da hastalık teşhisiyle ilgili ipuçları verebilir. Görsel muayenenin net cevap vermediği durumlarda tanı koymak için bazı testler kullanılabilir:·      Biyopsi: Mikroskop altında incelemek için deriden küçük bir parçanın alınmasıdır.·      Kültür: Bakteri, mantar veya virüsleri test etmek için deri örneği alınmasıdır.·      Deri Yama Testi: Alerjik reaksiyonları test etmek için az miktarda maddenin uygulandığı bir testtir.·      Wood Işık Muayenesi: Cildin pigmentini daha net görmek için ultraviyole (UV) ışık kullanılarak yapılan muayenedir.·      Dermoskopi: Cilt lezyonlarını teşhis etmek için dermatoskop adı verilen bir cihaz kullanılarak yapılır. Cilt Hastalıkları Nasıl Tedavi Edilir?Birçok cilt hastalığı tedaviye iyi yanıt verir. Dermatoloji muayenesi sonucu bazı tedaviler uygulanabilir:·      Antibiyotik kremler ve haplar·      Antihistaminikler·      Nemlendirici kremler·      Kortikosteroidli kremler ve haplar·      Cerrahi prosedürler·      Lazerle cilt tedavileriAyrıca yaşam tarzı değişiklikleri ile cilt hastalıklarının semptomları azaltılabilir. Örneğin; doktorunuz önerdiği takdirde şeker veya süt ürünleri gibi belirli gıdalardan kaçının veya bunları sınırlandırın, stresi yönetin, uygun cilt bakımı rutinleri uygulayın, aşırı alkol kullanımından ve sigara içmekten kaçının. Cilt Hastalığına Yakalanmayı Kolaylaştıran Faktörler Nelerdir?Bazı sağlık sorunlarında cilt hastalığına yakalanma riski artabilir. Aşağıdaki durumlarda cilt rahatsızlıkları yaşama olasılığınız daha yüksek olabilir:·      Diyabet: Diyabetli kişiler, özellikle ayaklarındaki yaraların iyileşmesinde sorun yaşayabilir.·      İnflamatuar Bağırsak Hastalığı: Bazı inflamatuar bağırsak hastalığı ilaçları vitiligo veya egzama gibi cilt sorunlarına yol açabilir.·      Lupus: Bu kronik hastalık iltihaplanma ve döküntü, yara veya pullu cilt lekeleri gibi cilt sorunlarına yol açabilir.Ayrıca hamilelik, stres veya hormonal değişikliklerin sonucu da cilt rahatsızlıkları olabilir. Örneğin; melazma çoğunlukla hamile kadınları etkileyen yaygın bir cilt hastalığıdır. Alopesi areata, akne, Raynaud fenomeni veya rosacea gibi durumlar stresle daha da kötüleşebilir. Cilt Hastalıklarına Yakalanmamak İçin Neler Yapılabilir?Bazı cilt hastalıklarının önlenmesi mümkün değildir. Örneğin genetiğinizi değiştirmenin veya bir otoimmün bozukluğu önlemenin hiçbir yolu yoktur.Bulaşıcı cilt hastalıklarından kaçınmak için adımlar atabilirsiniz. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile cilt hastalıklarını önleyebilir veya semptomlarını azaltabilirsiniz. Mutfak eşyalarını, kişisel eşyaları veya kozmetik ürünlerini paylaşmaktan kaçının. Spor salonu ekipmanları gibi kamusal alanlarda kullandığınız nesneleri dezenfekte edin. Bol su için ve sağlıklı bir beslenme planı uygulayın. Tahriş edici maddeler veya sert kimyasallarla teması sınırlayın. Günlük 7-8 saat uyuyun. Güneş yanığını ve diğer güneş hasarlarını önlemek için düzenli olarak güneş koruyucu kremler kullanın. Ellerinizi düzenli olarak sabun ve suyla yıkayın. Cilt Hastalıkları Tedaviyle Düzelir mi?Bu durum hastalığınıza göre değişir. Birçok cilt rahatsızlığı kroniktir. Kronik cilt hastalıklarında tedavi semptomları azaltabilir, semptomların tekrarlamaması için tedavilere uzun süreli devam etmek gerekebilir. Bazı cilt rahatsızlıkları ise tedavi gerektirmeden kendiliğinden iyileşir. Bazı cilt rahatsızlıklarında ise semptomsuz dönemler ve bunun sonrasında alevlenme dönemleri görülebilir. En Ciddi Cilt Hastalığı Nedir?Bir cilt kanseri türü olan melanom en ciddi cilt hastalığıdır. Kanser nadir görülmesine rağmen erken teşhis ve tedavi olmazsa vücudun diğer bölgelerine yayılabilir. Cilt Sorunu Olduğunda Ne Zaman Bir Doktora Başvurulmalısınız?Cildinizle ilgili sorularınız veya endişeleriniz varsa dermatolojiye başvurabilirsiniz.Ayrıca aşağıdaki durumların varlığında bir doktora danışmak isteyebilirsiniz:·      Cilt bulgularının yanı sıra ateş, yorgunluk veya nefes darlığı gibi diğer sistematik belirtiler de varsa.·      Cildinizde ağrılı, kabarcıklı veya enfekte döküntüler var.·      Geçmeyen veya kötüleşen cilt problemleriniz varsa.Cilt hastalıklarında bir durumu diğerinden ayırmayı öğrenmek, kişinin kendi kendine bakım sağlamasına yardımcı olur. Ancak bir cilt hastalığı varlığında dermatolog tarafından muayene edilmek, teşhis ve tedavi almak çok önemlidir. Elra uygulamasını akıllı cihazınıza indirip üye olun ve artık yepyeni, daha sağlıklı bir hayata sahip olun.Hastalığınızla baş başayken yaşayacağınız stresi ortadan kaldırmak için, doktorunuzla sizi maksimum 15 dakika içinde görüştürmeyi garanti eden elrasaglik.com adresine gitmelisiniz. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!Elra uygulamasını telefonunuza veya tabletinize indirin, elrasaglik web adresi üzerinden sisteme bağlanın, gün içinde doktorunuz yanınızda olsun.Sihir değil, Elra!#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiUzm. Dr. İrem CantürkKaynak:https://metronorth.health.qld.gov.au/specialist_service/refer-your-patient/infectious-diseases/skin-infections-chronic-recurrent
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Toplumda Sık Görülen Bazı Sindirim Sistemi Hastalıkları
Sindirim hastalıkları, genel hastalık yükünün önemli bir kısmını oluşturuyor ve yaygın vakaların üçte birinden fazlasının sindirim etiyolojisi var (1).Aşağıda, dünya genelinde yaygın görülen sindirim hastalıklarından dördünü derinlemesine inceleyeceğiz. Muhtemelen bunlardan birinin mağduru da sizsiniz. 1-Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GÖRH)Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GÖRH) nedir?Gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH), mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması sonucu oluşan kronik bir sindirim sistemi hastalığıdır. Mide asidinin yemek borusuna geri kaçması, yemek borusu dokusuna zarar vererek yanma hissi, ağrı ve çeşitli diğer belirtilere yol açar. Özellikle yemeklerden sonra veya yatarken bu semptomlar daha belirgin hale gelir. GÖRH, uzun vadede tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlara neden olabilir.GÖRH belirtileri nelerdir?GÖRH'nin en yaygın belirtileri mide yanması ve asit reflüsüdür. Mide yanması, göğüste ve boğaza doğru yayılan yanma hissi ile karakterizedir. Asit reflüsü, mide içeriğinin boğaza doğru geri gelmesi ve ağızda acı veya ekşi bir tat bırakması şeklinde kendini gösterir. Ek olarak, yutma güçlüğü, kronik öksürük, ses kısıklığı, boğaz ağrısı ve diş minesinde aşınma gibi belirtiler de görülebilir.GÖRH nasıl teşhis edilir?GÖRH teşhisi genellikle hastanın semptomlarına ve tıbbi geçmişine dayanarak konur. Ancak, daha kesin bir tanı için bazı testler gerekebilir. Üst gastrointestinal endoskopi, yemek borusunda herhangi bir hasar olup olmadığını görmek için kullanılır. Özofageal manometri, yemek borusundaki basınçları ölçerek alt yemek borusu sfinkterinin düzgün çalışıp çalışmadığını değerlendirir. 24 saatlik pH izleme ise, yemek borusundaki asit miktarını ölçerek reflü olup olmadığını belirler.GÖRH tedavisi nasıl yapılır?GÖRH tedavisi, semptomların şiddetine ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak aşamalı bir yaklaşımla yapılır. İlk aşamada, yaşam tarzı değişiklikleri ve diyet düzenlemeleri önerilir. Hastalara; alkollü içecekler, çikolata, narenciye, domates bazlı yiyecekler, nane ve kahve gibi reflüyü tetikleyebilecek yiyeceklerden kaçınmaları tavsiye edilir. Ayrıca, yemeklerden sonra en az üç saat boyunca uzanmamaları ve yatak başını yükseltmeleri önerilir.GÖRH tedavisinde hangi ilaçlar kullanılır?Hafif GÖRH vakalarında, antiasitler mide asidini nötralize etmek için kullanılır. Daha ciddi vakalarda, asit baskılayıcı ilaçlar önerilir. Proton pompa inhibitörleri (omeprazol, esomeprazol, lansoprazol gibi) mide asidi üretimini engelleyerek yemek borusunun iyileşmesine yardımcı olur. H2 reseptör antagonistleri (famotidin, ranitidin gibi) de mide asidini azaltmak için kullanılır. Bu ilaçlar, uzun süreli kullanımlarda yan etkilere neden olabileceği için dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır.GÖRH’nin cerrahi tedavisi nasıl yapılır?İlaç tedavisine rağmen semptomları devam eden hastalar için cerrahi seçenekler değerlendirilir. En yaygın cerrahi işlem, Nissen fundoplikasyonu adı verilen bir operasyondur. Bu işlemde, midenin üst kısmı yemek borusunun etrafına sarılarak alt yemek borusu sfinkteri güçlendirilir ve asidin yemek borusuna geri kaçması engellenir. Cerrahi tedavi, özellikle ciddi komplikasyonlar gelişen veya ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalar için uygundur.GÖRH komplikasyonları nelerdir?Tedavi edilmediğinde GÖRH, ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Özofajit (yemek borusu iltihabı), yemek borusunda daralmalar (özofagus darlığı) ve Barrett özofagusu gibi durumlar bu komplikasyonlar arasında yer alır. Barrett özofagusu, yemek borusundaki hücrelerin anormal değişikliklere uğramasına ve uzun vadede kanser riskinin artmasına neden olabilir. 2-GastritGastrit nedir?Gastrit, mide mukozasının iltihaplanması sonucu oluşan bir rahatsızlıktır. Bu iltihaplanma, mide dokusunda çeşitli düzeylerde hasara yol açabilir ve mide yanması, mide ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Gastrit, akut ya da kronik olabilir. Akut gastrit, ani bir şekilde ortaya çıkar ve kısa sürede iyileşebilirken, kronik gastrit daha uzun süre devam edebilir ve tedavi edilmezse ciddi mide sorunlarına yol açabilir.Gastritin belirtileri nelerdir?Gastritin en sık görülen belirtileri arasında mide ağrısı, mide yanması, şişkinlik, geğirme, bulantı ve kusma yer alır. Bazı hastalar iştahsızlık ve erken doyma hissi yaşayabilir. Ağır vakalarda mide kanaması görülebilir, bu da dışkıda siyah renk değişikliği veya kusma yoluyla kanın fark edilmesine yol açabilir. Bu belirtiler, gastritin türüne ve nedenine göre değişiklik gösterebilir.Helicobacter pylori nedir ve gastrite nasıl yol açar?Helicobacter pylori, mide mukozasında enfeksiyona yol açan bir bakteridir ve gastritin en yaygın nedenlerinden biridir. Genellikle çocukluk döneminde bulaşır ve tedavi edilmediğinde kronikleşerek mide dokusuna zarar verir. Bu bakteri, mide asidinden korunmak için mide mukozasında bir tabaka oluşturur ve zamanla iltihaplanma meydana getirir. Bu iltihaplanma, gastrit, mide ülseri ve hatta mide kanserine yol açabilir. Helicobacter pylori'nin en yaygın bulaşma yolları, kontamine su ve yiyeceklerdir. Ayrıca, kişiden kişiye bulaşma da mümkündür.Helicobacter pylori enfeksiyonu nasıl teşhis edilir?Helicobacter pylori enfeksiyonu nefes testi, dışkı testi veya kan testi ile teşhis edilebilir. Bu testler, bakterinin varlığını tespit etmeye yöneliktir. Nefes testi, kişinin vücudunda bakterinin ürettiği üreyi ölçerek tanı koyar. Endoskopi sırasında alınan biyopsi örneği de bakterinin varlığını doğrulamak için kullanılabilir.Helicobacter pylori enfeksiyonu nasıl tedavi edilir?Helicobacter pylori'nin tedavisi, genellikle birden fazla ilacın kullanıldığı kombinasyon tedavileri ile yapılır. Tedavi genellikle 10-14 gün sürer ve bir proton pompa inhibitörü (PPI), iki farklı antibiyotik (genellikle amoksisilin ve klaritromisin) ile birlikte kullanılır. Bu tedavi, mide asidini azaltarak mide mukozasının iyileşmesini sağlarken, antibiyotikler bakteriyi ortadan kaldırır. Bazı hastalarda, antibiyotik direnci geliştiği durumlarda farklı ilaç kombinasyonları (örneğin, bizmut içerikli ilaçlarla yapılan tedavi) tercih edilebilir.Tedavi sonrası Helicobacter pylori'nin tamamen yok olduğunu nasıl anlarız?Tedavi tamamlandıktan yaklaşık dört hafta sonra, bakterinin tamamen yok olup olmadığını kontrol etmek için tekrar nefes testi veya dışkı testi yapılabilir. Bu testler, bakterinin yeniden üremesini engellemek için tedavinin başarıyla sonuçlanıp sonuçlanmadığını belirlemeye yardımcı olur. Tedavi sonrası izlem oldukça önemlidir, çünkü bakterinin tamamen yok edilmemesi durumunda enfeksiyon tekrar edebilir ve daha ciddi mide rahatsızlıklarına yol açabilir.Gastrit tedavisinde başka hangi yöntemler uygulanabilir?Gastrit tedavisinde, bakteriyel enfeksiyonun yanı sıra mide asidini azaltmaya yönelik ilaçlar (proton pompa inhibitörleri ve H2 reseptör antagonistleri) sıkça kullanılır. Bunun dışında, hastaların yaşam tarzı değişiklikleri yapmaları da önerilir. Alkol ve sigara tüketiminin bırakılması, aşırı yağlı, baharatlı ve asidik yiyeceklerden kaçınılması tedaviye yardımcı olabilir. Ayrıca stresten kaçınmak ve düzenli uyku alışkanlıkları da gastritin tekrarlamasını önlemeye yardımcı olur.Gastritin komplikasyonları nelerdir?Tedavi edilmediğinde gastrit, mide ülseri, mide kanaması, mide delinmesi ve dehidrasyon gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Kronik gastrit, uzun vadede mide kanseri riskini artırabilir. Ayrıca sürekli kusma ve mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu yemek borusunda hasar meydana gelebilir. 3-Kabızlık (Konstipasyon)Konstipasyon (kabızlık) nedir?Konstipasyon, bağırsak hareketlerinin haftada üçten az olması ve dışkının geçmesi sırasında zorluk yaşanması durumudur. Sık rastlanan sindirim sorunlarından biridir. Konstipasyon genellikle bir hastalık değil, bir belirtidir. Dışkı geçişinin zor, seyrek veya eksik olduğu durumlarda ortaya çıkar ve uzun vadede başka sindirim sorunlarına yol açabilir.Konstipasyon belirtileri nelerdir?Konstipasyon belirtileri arasında haftada üçten az bağırsak hareketi, dışkılama sırasında zorlanma, sert veya topaklı dışkı, dışkının tam olarak çıkmama hissi, anorektal tıkanıklık hissi ve bazen de manuel müdahale ile dışkılama yer alır. Ayrıca, karın şişkinliği, dışkılama sırasında ağrı ve rektal kanama da sık görülen belirtilerdendir.Konstipasyon nasıl teşhis edilir?Konstipasyon teşhisi, hastanın semptomlarına ve tıbbi geçmişine dayanarak yapılır. Doktor, ayrıca rektal muayene yapabilir ve bazı durumlarda görüntüleme yöntemleri ile bağırsak hareketlerini inceleyebilir. Kolon transit çalışmaları, defekografi ve anorektal manometri gibi testler de teşhiste yardımcı olabilir.Konstipasyonun nedenleri nelerdir?Konstipasyonun pek çok nedeni olabilir. Yetersiz su ve lif alımı, fiziksel aktivite eksikliği ve ilaç kullanımı gibi yaşam tarzı faktörleri en yaygın nedenlerdendir. Ayrıca diyabet, hipotiroidi ve Parkinson hastalığı gibi bazı tıbbi durumlar da konstipasyona yol açabilir. Bazı ilaçlar (opioidler, antidepresanlar) ve diyetteki ani değişiklikler de konstipasyona neden olabilir.Kabızlıkta diyet nasıl olmalı?Kabızlık tedavisinde en önemli adımlardan biri, beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesidir. Kabızlığı önlemek için lif yönünden zengin bir diyet önerilir. Lif, bağırsak hareketlerini düzenlemeye yardımcı olur ve dışkının yumuşak kalmasını sağlar. Günlük diyetinize şu yiyecekleri ekleyebilirsiniz:●      Meyveler ve sebzeler: Özellikle elma, armut, erik, incir, brokoli, havuç gibi lif bakımından zengin gıdalar.●      Tam tahıllı ürünler: Kepekli ekmek, yulaf, esmer pirinç, bulgur ve tam buğday makarnası gibi tam tahıllı ürünler bağırsak sağlığını destekler.●      Baklagiller: Mercimek, nohut, fasulye gibi baklagiller de lif içeriği yüksek gıdalardandır.●      Bol su: Yeterli miktarda su içmek, dışkının yumuşak kalmasını sağlayarak kabızlığı önler. Günde en az 8 bardak su içilmesi önerilir.Bunlara ek olarak, kafein içeren içeceklerden (kahve, çay) ve alkol tüketiminden kaçınmak, kabızlık riskini azaltabilir. Süt ürünleri de bazı insanlarda kabızlığa neden olabilir, bu nedenle laktoz intoleransı olan bireyler süt ürünlerinden kaçınmalıdır. Ayrıca, yemek yedikten sonra hafif yürüyüş yapmak, sindirimi kolaylaştırabilir ve bağırsak hareketlerini hızlandırabilir.Konstipasyon nasıl tedavi edilir?Konstipasyonun tedavisi, genellikle yaşam tarzı değişikliklerine dayanır. İlk adım, daha fazla lif tüketmek ve su alımını artırmaktır. Düzenli fiziksel aktivite, bağırsak hareketlerini teşvik etmeye yardımcı olabilir. Hafif vakalarda dışkı yumuşatıcılar ve lif takviyeleri önerilebilir. Daha ciddi vakalarda, osmotik laksatifler, stimulant laksatifler ve yeni nesil ilaçlar kullanılabilir. Örneğin, laksatif kullanımı bağırsak hareketlerini hızlandırabilir ve dışkının geçişini kolaylaştırabilir. Ayrıca, bağırsak hareketlerini düzenlemek için probiyotikler ve prebiyotikler de önerilebilir.Hangi ilaçlar konstipasyona neden olabilir?Bazı ilaçlar konstipasyona neden olabilir. Opioidler, antidepresanlar, demir takviyeleri, antiasitler (özellikle kalsiyum içerenler), kalsiyum kanal blokerleri ve diüretikler kabızlığa yol açabilir. Bu ilaçların kullanımı sırasında kabızlık gelişirse, doktorunuzla alternatif tedavi seçenekleri hakkında konuşmalısınız.Konstipasyonun komplikasyonları nelerdir?Tedavi edilmediğinde konstipasyon, ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Bu komplikasyonlar arasında hemoroidler, anal fissürler, bağırsak tıkanıklığı ve rektal prolaps (bağırsak sarkması) yer alır. Kabızlık ayrıca yaşam kalitesini düşürebilir ve sürekli rahatsızlık hissine neden olabilir. 4-İrritabl Bağırsak Sendromuİrritabl Bağırsak Sendromu (İBS) nedir?İrritabl Bağırsak Sendromu, bağırsakların normal işleyişini bozan, karın ağrısı ve dışkı alışkanlıklarında değişikliklere yol açan kronik bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. İBS genellikle beyin-bağırsak etkileşimindeki bozukluklar sonucunda ortaya çıkar. Bu sendrom ishal, kabızlık ya da her ikisinin bir arada görüldüğü dışkı problemleri ile kendini gösterebilir. IBS'nin tam olarak neden ortaya çıktığı bilinmese de, stres, belirli gıdalar ve hormonal değişikliklerin rol oynadığı düşünülmektedir.İBS belirtileri nelerdir?İBS’nin en yaygın belirtileri arasında karın ağrısı, şişkinlik, dışkılama sıklığında değişiklik ve dışkının şeklinde bozulma bulunur. Bazı hastalar ishal ağırlıklı, bazıları ise kabızlık ağırlıklı olabilir. Diğer belirtiler arasında dışkıda mukus, aşırı gaz ve dışkılamada zorluk bulunur. Belirtiler genellikle yemeklerden sonra, stresli dönemlerde ya da belirli tetikleyici gıdalardan sonra artış gösterebilir.İBS’nin kesin tanısı nasıl konur?İBS tanısı, genellikle hastanın belirtileri ve tıbbi geçmişine dayanarak konur. Son üç ayda haftada en az bir gün karın ağrısı yaşamış ve bu ağrı dışkılama ile ilişkili ise İBS tanısı düşünülebilir. Ayrıca dışkılama sıklığında veya şeklinde değişiklikler olması da İBS’nin belirleyici özelliklerindendir. Bu belirtiler 8 hafta ya da daha uzun süre devam ediyorsa, İBS tanısı koyulabilir. Ancak, kilo kaybı, rektal kanama ya da ateş gibi alarm belirtileri varsa, daha ciddi bir durumun olup olmadığını kontrol etmek için ek testler yapılmalıdır.İBS’nin nedenleri nelerdir?İBS’nin kesin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak beyin ve bağırsak arasındaki iletişimdeki bozuklukların, bağırsak hareketlerinin kontrolünü etkileyerek semptomlara yol açtığı düşünülmektedir. Stres, anksiyete, bağırsak enfeksiyonları, genetik yatkınlık ve bağırsak mikrobiyomundaki değişiklikler İBS’nin gelişiminde rol oynayabilir. Ayrıca, bazı yiyeceklerin sindirimi zor olabilir ve bu da bağırsaklarda hassasiyeti artırabilir.İBS tedavisinde hangi yöntemler kullanılır?İBS tedavisi, hastanın semptomlarına ve alt türüne göre düzenlenir. Genel tedavi yaklaşımları şunlardır:●      Diyet değişiklikleri: Düşük FODMAP(Fermente Olabilen Oligosakkaritler, Disakkaritler, Monosakkaritler ve Polioller) diyeti gibi belirli diyetler, bağırsakta gaz ve şişkinlik gibi belirtileri hafifletebilir. Lifli gıdalar, kabızlık çeken hastalara önerilirken, ishal şikayeti olanlar lif alımını sınırlayabilir.●      İlaç tedavisi: Antispazmodik ilaçlar, bağırsak kaslarını gevşeterek ağrıyı hafifletir. Kabızlık ya da ishal için ayrı ayrı ilaçlar kullanılabilir. Antidepresanlar da bazı hastalarda bağırsak hassasiyetini azaltmak için önerilebilir.●      Stres yönetimi: Stres, İBS semptomlarını tetikleyebilir. Bu nedenle, stres yönetimi teknikleri (meditasyon, yoga, bilişsel davranışçı terapi) İBS tedavisinde faydalı olabilir.●      Probiyotikler: Bağırsak florasını dengelemek için probiyotik takviyeleri önerilebilir. Bu, özellikle bağırsak mikrobiyomundaki dengesizliklerin semptomlara katkıda bulunduğu düşünülen hastalarda etkilidir.İBS yaşam kalitesini nasıl etkiler?İBS, kronik bir rahatsızlık olduğu için yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Sürekli karın ağrısı, şişkinlik ve dışkılama problemleri, hastaların sosyal hayatını ve iş yaşamını zorlaştırabilir. Ayrıca, İBS’li hastalarda anksiyete ve depresyon gibi ruhsal sorunlar daha sık görülebilir. Tedavi edilmezse, İBS’nin yaşam kalitesi üzerindeki etkileri daha da artabilir.İBS’yi kötüleştiren yiyecekler nelerdir?İBS’yi tetikleyen yiyecekler kişiden kişiye değişse de, genellikle yağlı yiyecekler, süt ürünleri, kafeinli içecekler, gazlı içecekler ve baharatlı yiyecekler semptomları kötüleştirebilir. Ayrıca, yüksek FODMAP içeren gıdalar (örneğin, elma, armut, buğday, sarımsak) bazı hastalarda şişkinlik ve gaz yapabilir. Hangi yiyeceklerin İBS’yi kötüleştirdiğini belirlemek için bir yiyecek günlüğü tutmak faydalı olabilir.İBS ile nasıl başa çıkılabilir?İBS ile başa çıkmanın en iyi yollarından biri, tetikleyici gıdalardan kaçınmak ve düzenli bir diyet uygulamaktır. Ayrıca, düzenli egzersiz yapmak, bol su içmek ve stres yönetimi tekniklerini uygulamak semptomları hafifletebilir. Gerekli durumlarda doktor kontrolünde ilaç tedavisi ve psikolojik destek almak da İBS ile başa çıkmada etkili olabilir. Acil tıp, kilo kontrolü veya mental destek konularında, uzmanlarla görüşmek adına ulaşabileceğiniz en doğru çözümler Elra’da. Sindirim rahatsızlıkları ile ilgili endişeleriniz varsa, ilacınızı yazdırmak için, eski sağlık teşhis ve tetkik raporlarınıza ikinci bir uzman görüşü almak için, doktorlarımıza, diyetisyen veya klinik psikologlarımıza ulaşmak için Elra uygulamasını şimdi telefonuna indirmelisiniz!Elra’nın mekandan bağımsız doktor muayenesi hizmetinden faydalanabilirsiniz. Görüntülü muayene, e-reçete, online terapi, online diyetisyen gibi online sağlık çözümleriyle tanışın! Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Online doktor görüşmesiyle doktorunuz, telefonun ucunda randevu için sizi bekleyecek!Bu posta arkadaşlarınızı etiketleyerek ve hatta bu postu kendi sayfanızda da paylaşarak, Elra’nın mekandan bağımsız doktor muayenesi hizmetinden tüm yakınlarınızın haberdar olmasını sağlayabilirsiniz. #ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://www.gastrojournal.org/article/S0016-5085(23)00825-9/fulltext
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Arpacık
En yaygın sebep, Staphylococcus Aureus adlı bir bakteridir. Yağ bezlerinin tıkanmasıyla başlayan ve daha sonra enfeksiyona sebep olan hordeolum, arpacık olarak ifade edilir. Arpacık genellikle göz kapağının hem iç hem dış tarafında gelişir ve çoğunlukla tek bir gözde meydana gelir.Arpacık Nasıl Oluşur?Arpacık oluşumunun sebebi, göz kapağındaki yağ bezlerinin tıkanması ve sonrasında bezlerin enfekte olmasıdır. Bu tıkanıklık, ölü deri hücreleri, kir ve yağ birikimlerinden oluşur. Temizlik eksikliği, kirli el ile gözlere temas etmek de bu durumu arttırabilir. Göz makyajının düzenli temizlenmemesi, eski ve kullanılmış kirli malzemelerin kullanılması arpacık oluşma riskini arttıran sebepler arasındadır. Ek olarak bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde enfeksiyonlara yatkınlık daha fazladır. Stres, yorgunluk ve uykusuzluk gibi faktörler de arpacık riskini artırabilir.Arpacık Türleri Nelerdir?İki tür arpacık vardır:Dış arpacık: Çoğunlukla kıl kökünde oluşan iltihap sonucu oluşur. Kirpik dibinde başlar ve sivilce görünümündedir.İç arpacık: Göz kapağı içinde görülen arpacıktır. Çoğunlukla göz kapağında yer alan yağbezlerinden birinde enfeksiyon oluşması sonucu gerçekleşir.Arpacık Belirtileri Nelerdir?Arpacığın belirtileri oldukça nettir ve hızla fark edilir. Başlıca belirtiler şunlardır :Göz kapağı üzerinde kırmızı, ağrılı ve şiş bir yumruGözde sulanmaYanma ve hassasiyet hissiKaşıntı ve batmaIşığa duyarlıkEnfeksiyonun ilerlemesi ve arpacığın çok büyümesi durumunda, görme problemleriBu belirtiler genellikle birkaç gün içinde ortaya çıkar ve arpacık, içindeki iltihabın dışarı akabilmesi için zamanla patlar. Bu durum, enfeksiyonun gerilemesine ve hissedilen ağrının azalmasına yardımcı olur. Genellikle birkaç gün süren arpacık bazı durumlarda daha uzun sürebilir ve mutlaka bir hekim tarafından izlenmelidir.Arpacık Tedavi Edilmezse Ne Olur?Arpacık çoğunlukla birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşebilen veya basit yöntemlerle tedavi edilebilen bir durumdur. Ancak gerekli önlemler alınmadığında tedavi geciktirildiğinde veya yanlış yöntemler uygulandığında olumsuz sonuçlara neden olabilir. Başlıca olumsuz sonuç enfeksiyonun ilerlemesi ve yayılmasıdır. Bu durumu bazı örneklerle detaylandırabiliriz;İltihaplanma ve büyüme: Tedavi edilmediğinde enfeksiyon ilerleyerek iltihaplı bir lezyona dönüşebilir. Bu durum şişkinlik ve ağrının artmasına sebep olabilir.Göz kapaklarının daha fazla enfekte olması: Eğer arpacık tedavi edilmezse, göz kapağı kenarı veya içi daha fazla iltihaplanabilir, enfeksiyon tüm göz kapağına yayılabilir. Bu durum yaygın kızarıklık ve/veya şişlik olarak kendini gösterir.Kronik arpacık: Tedavi edilmeyen veya yanlış tedavi edilen arpacık tekrarlayan enfeksiyonlar veya kronik,uzun süre iyileşmeyen lezyona dönüşebilir. Bu durum cerrahi tedaviyi de gerektirebilir.Enfeksiyonun diğer göze sıçraması: Arpacık tedavi edilmediğinde, gereken önlemler alınmayarak hijyene dikkat edilmediğinde, enfekte gözün ovuşturulup eller yıkanmadan diğer göze dokunulmasıyla kontaminasyon gerçekleşir ve enfeksiyon sağlıklı göze de sıçramış olur.Etkilenen gözün enfekte olması: Nadiren, tedavi edilmeyen bir arpacık daha ciddi bir göz enfeksiyonuna yol açabilir. Bu durumda, görme sorunları riski artar.Bu nedenlerle, arpacık belirtileri fark edildiğinde veya şiddetlenmeye başladığında bir göz doktoruna veya bir sağlık profesyoneline başvurmak önemlidir.Arpacık Nasıl Tedavi Edilir?Arpacık genellikle evde uygulanabilecek basit yöntemlerle tedavi edilebilen masum bir durumdur. Ancak müdahale edilmeden bırakıldığında çevre dokulara ve diğer göze yayılabilir. Evde uygulanabilecek bazı tedaviler şunlardır:- Sıcak Kompres Uygulamak: Göz kapağına günde birkaç kez 5-10 sn ararlıklarla toplamda 10-15 dakika sıcak kompres uygulamak tıkalı olan yağ bezlerini ve kirpik diplerini yumuşatarak açılmasını ve iltihabın dışarı akmasını sağlar.- Hijyen: Tedavi süresince gözleri temiz tutmak ve göz makyajından kaçınmak iyileşme sürecini hızlandırabilir. Eller sık sık yıkanmalı ve gözlere dokunmadan önce temiz olmasına dikkat edilmelidir. Gözler göz çevresi için özel üretilmiş şampuanlarla veya bebek şampuanıyla temizlenebilir.- Antibiyotikler: Gerekli durumlarda doktor önerisiyle antibiyotikli damla veya merhem kullanılabilir.- Ağrı Kesiciler: Gözdeki ağrıyı hafifletmek için doktorunuzun önereceği ağrı kesiciler kullanılabilir.- Bölgeyi Boşaltmak İçin Cerrahi Müdahale: Arpacık veya şalazyonunuz görmenizi etkiliyorsa veya geçmiyorsa, boşaltılması gerekebilir. Bu ameliyat, göz doktorunun muayenehanesinde lokal anestezi (ağrıyı engelleyen ilaç) kullanılarak yapılır.Arpacık veya şalazyon tekrar tekrar ortaya çıkarsa, göz doktorunuz biyopsi adı verilen küçük bir doku örneği alabilir. Göz doktorunuz, arpacık veya şalazyona neden olan daha ciddi bir göz problemi olup olmadığını görmek için bu dokuyu inceleyecektir (1).Arpacık Nasıl Önlenir?Arpacık oluşumunu önlemek için bazı basit ama etkili önlemler alınabilir:- Kişisel Hijyen: Elleri düzenli olarak yıkamak ve kirli ellerle gözlere dokunmaktan kaçınmak önemli bir koruma yöntemidir.- Makyaj Malzemelerinin Temizliği: Göz makyajı fırçaları ve diğer makyaj malzemeleri düzenli olarak temizlenmeli ve son kullanma tarihlerine dikkat edilmelidir. Makyaj malzemeleri kişiye özel olmalı ve asla başka biriyle paylaşılmamalıdır. Makyaj ürünlerinde bu hijyen kurallarına dikkat etmemek enfeksiyon riskini artırabilir.- Kontakt Lens Bakımı: Kontakt lensler kullanılıyorsa, bunların hijyen kurallarına uygun şekilde temizlenmesi ve doğru kullanılması gerekir. Gün sonunda lensler mutlaka çıkarılmalı, öncesinde eller yıkanmalıdır. Muhafaza edilen lens kutularının hijyenine özen gösterilmeli, düzenli aralıklarla da yenilenmelidir. Kontakt lens ve lens solüsyonu son kullanma tarihleri aşılmamalıdır.- Bağışıklık Sistemini Dengede Tutmak: Düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve stresten uzak durmak, bağışıklık sistemini güçlendirerek diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi arpacık oluşumunu da engelleyebilir.Arpacık ve Şalazyon Farkı Nedir?Arpacık ve şalazyon, göz kapağında oluşan iki farklı problemdir. Arpacık, genellikle enfekte olmuş ve ağrılı bir yumru olarak kendini gösterirken, şalazyon genellikle ağrısızdır ve daha çok göz kapağının iç tarafında yer alır. Şalazyon, tıkanmış bir yağ bezinden kaynaklanır ve bazen gözde baskı yaparak daha rahatsız edici hale gelebilir. Arpacık birkaç gün içinde iyileşirken, şalazyon daha uzun sürebilir ve cerrahi müdahale gerektirebilir.Arpacık Çıkma Riskini Artıran Faktörler Nelerdir?Arpacık riskini artıran faktörler arasında şunlar sayılabilir:- Zayıf Bağışıklık Sistemi: Bağışıklık sistemi zayıf olan bireyler enfeksiyonlara karşı daha hassastır. Yetersiz ve dengesiz beslenme, stres, yorgunluk ve uykusuzluk gibi durumlar da bağışıklık sistemini zayıflatabilir.- Göz Hijyenine Dikkat Etmeme: Gözleri temiz tutmamak, makyajı temizlememek ya da kirli ellerle gözlere dokunmak arpacık riskini artırır.- Kontakt Lenslerin Yanlış Kullanımı: Lenslerin temizliğine ve hijyenine özen gösterilmemesi göz enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilir.- Cilt Problemleri: Akne, rosacea gibi cilt problemleri de gözdeki yağ bezlerini etkileyerek arpacık riskini artırabilir.- Kronik hastalıklar: Diyabet başta olmak üzere, kronik hastalık öyküsü de arpacık riskini arttırır.- Daha önce arpacık, şalazyon veya blefarit geçirmiş olmakArpacık Cerrahi Müdahale Gerektirir mi?Çoğu arpacık vakası evde uygulanan yöntemlerle iyileşse de, bazı durumlarda doktor müdahalesi gerekebilir. Arpacık çok büyükse, uzun süre geçmiyorsa veya sık sık tekrarlıyorsa, görme problemlerine yol açtıysa küçük bir cerrahi işlemle iltihap boşaltılabilir. Bu işlem genellikle lokal anestezi altında yapılır ve hızlı bir iyileşme süreci vardır.Arpacık Hakkında Yanlış Bilinenler nelerdir?Arpacık hakkında toplumda bazı yanlış inançlar da vardır. Örneğin, arpacığın yalnızca hijyeneksikliğinden kaynaklandığı düşünülse de, aslında bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde de arpacık çıkma riski yüksektir.Sonuç olarak,Arpacık, çoğu durumda ciddi bir sağlık sorunu oluşturmasa da, ağrılı ve rahatsız edici bir durum olabilir. Göz hijyenine dikkat ederek ve basit ev tedavi yöntemlerini uygulayarak arpacığın daha hızlı iyileşmesini sağlayabilirsiniz. Eğer arpacık uzun süre devam ederse ya da görme problemlerine yol açarsa, mutlaka bir sağlık profesyoneline başvurulmalıdır. Arpacık, genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşir ancak bazı durumlarda tedavi gerekebilir. Göz sağlığınıza özen göstererek ve hijyen kurallarına dikkat ederek arpacık riskini en aza indirebilirsiniz.Hastalığın nerden geleceğini veya ne zaman nüksedeceğini bilemezsiniz ama Elra, online muayene imkanını size sunarak erken tanı ve tedavi konusunda hep elinizin altında olacak. Siz de Elra’ya kaydolun ve artık sağlığınıza hükmedin.Eğer doktorunuza, diyetisyeninize veya klinik psikoloğunuza hemen ihtiyacınız varsa, sağlık raporunuza ikinci bir uzman görüşü almak istiyorsanız, ilaçlarınızı da evinden çıkmadan yazdırmak istiyorsanız, Elra uygulamasını hemen kullanmaya başlamalısınız. Görüntülü online muayene, online terapi ve online diyetisyen desteği Elra’da.#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiDr. Nur Hilal ErişKaynak:https://www.aao.org/eye-health/diseases/what-are-chalazia-styes
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Böbrek Taşları Nedir ve Nasıl Oluşurlar?
Böbrek taşı, idrardaki kimyasallardan oluşan sert bir cisimdir.Böbrekleriniz kanınızı temizler ve atıkları idrar yoluyla uzaklaştırır. İdrarda farklı kimyasallar bulunur. Bazı kimyasallar çok fazla ve yeterli su yoksa, bunlar birbirine yapışarak böbrek taşı oluşturabilir. Taşlara neden olan en yaygın kimyasallar kalsiyum, oksalat, ürik asit, sistin ve fosfattır.Böbrek taşı oluştuktan sonra böbrekte kalabilir ve herhangi bir soruna yol açmayabilir. Bazen böbrek taşları idrar yolundan üretere iner. Küçük taşlar vücuttan çok fazla ağrıya neden olmadan atılabilir. Ancak çoğu zaman böbrek taşları üreterden aşağı hareket ederken ağrıya neden olur. Üreter, idrarı her iki böbrekten mesaneye taşıyan ince bir tüptür. Vücudunuz bunları idrar yoluyla atmaya çalışırken. Bazen hareket etmeyen böbrek taşları, böbrekte idrar birikmesine neden olabilir ve bu da ağrılı olabilir ve böbrek hasarına yol açabilir (1).Böbrek Taşlarının Başlıca Belirtileri Nelerdir?Böbrek taşlarının en yaygın belirtisi aniden başlayan ve şiddetli olabilen yan ağrısıdır. Ağrı, taşın böbrekten üretere doğru hareket etmesiyle oluşur ve sıklıkla kasıklara kadar yayılır. Diğer yaygın belirtiler şunlardır:●      Bulantı ve kusma●      İdrarda kan görülmesi (hematuri)●      İdrar yaparken yanma hissi●      Sık idrara çıkma ihtiyacı●      Ateş ve titreme (eğer enfeksiyon da eşlik ediyorsa)Böbrek Taşları Nasıl Teşhis Edilir?Böbrek taşlarının teşhisi genellikle hastanın şikayetleri ve fizik muayene ile başlar. Kesin teşhis için çeşitli testler yapılabilir:●      İdrar tahlili: İdrarda kan olup olmadığını ve enfeksiyon belirtilerini gösterebilir.●      Radyolojik görüntüleme: Böbrek taşlarının yeri ve büyüklüğünü belirlemek için bilgisayarlı tomografi (BT) veya ultrasonografi gibi yöntemler kullanılır.●      Kan testleri: Böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek ve vücutta taş oluşumuna neden olabilecek kimyasal dengesizlikleri saptamak için yapılır.Böbrek Taşları Neden Oluşur?Böbrek taşlarının oluşumunda birçok faktör rol oynar. Bunlar arasında yetersiz sıvı alımı, aşırı tuz ve protein tüketimi, genetik yatkınlık ve bazı metabolik bozukluklar yer alır. Özellikle sıcak iklimlerde yaşayan ve yeterince su içmeyen kişilerde taş oluşumu daha sık görülür. Ayrıca kalsiyum ve oksalatın aşırı miktarda birikmesi de taş oluşumuna yol açabilir.Böbrek Taşı Türleri Nelerdir?Böbrek taşları, kimyasal bileşimlerine göre farklı türlere ayrılır. Başlıca böbrek taşı türleri şunlardır:1.      Kalsiyum taşları: Kalsiyum taşları böbrek taşlarının en yaygın türüdür ve tüm böbrek taşlarının yaklaşık %75'ini oluşturur. Bu taşlar genellikle kalsiyum oksalat veya kalsiyum fosfattan oluşur. Kalsiyum taşları, yüksek kalsiyum emilimi (bağırsaklardan aşırı kalsiyum emilimi veya hiperkalsiüri) ya da böbreklerin kalsiyumu geri emmede yetersiz kalması nedeniyle oluşabilir. Tedavi, diyet değişiklikleri (düşük protein ve düşük tuz), kalsiyum bağlayıcı ilaçlar ve tiazid diüretiklerle yapılır.2.      Strüvit taşları: Strüvit taşları, genellikle idrar yolu enfeksiyonları ile ilişkilidir ve böbrek taşlarının %15'ini oluşturur. Gram-negatif ve üreaz pozitif bakteriler (Proteus, Pseudomonas, Klebsiella) tarafından üre parçalanarak amonyak oluşur ve bu da fosfat ve magnezyum ile birleşerek taşları oluşturur. İdrar yolu enfeksiyonları tedavi edilmedikçe bu taşlar büyümeye devam edebilir. Tedavi, taşın cerrahi olarak çıkarılmasını ve enfeksiyonun tedavi edilmesini içerir.3.      Ürik asit taşları: Bu taşlar, idrarda yüksek ürik asit seviyeleri ve düşük idrar pH'ı (5.5'in altında) ile ilişkilidir. Yüksek pürin içeren gıdalar (organ etleri, balık, baklagiller) ürik asit taşlarının oluşumuna katkıda bulunabilir. Gutta görülen bu taşlar, böbrek taşlarının yaklaşık %6'sını oluşturur. Tedavi, allopurinol ve alkali tedavisi ile yapılır.4.      Sistin taşları: Nadiren görülen bu taşlar (%2), genetik bir metabolik bozukluktan kaynaklanır. Sistin, ornitin, lizin ve arjininin böbrek tübülleri tarafından emilmemesi sonucu sistin idrarda birikir ve kristaller oluşturur. Tedavi olarak düşük metiyonin diyetleri, sistin bağlayıcı ilaçlar ve bol su tüketimi önerilir.Taşın kimyasal bileşimi ve metabolik değerlendirme, hastaların %95’inde böbrek taşının nedenini ortaya çıkarabilir. Serum ve 24 saatlik idrar testleri kullanılarak yapılan bu değerlendirme, hastanın tedavi planını kişiselleştirmeye yardımcı olur. Spesifik tedavi yöntemleriyle, taşların yeniden oluşma olasılığı %90'a kadar azaltılabilir. Örneğin, kalsiyum taşlarına yatkın olan kişilerde diyet değişiklikleri ve ilaç tedavisi ile tekrarlama oranları büyük ölçüde düşürülebilir.Taşların analiz edilmesi ve metabolik değerlendirme, özellikle tekrarlayan taşları olan hastalarda, tek böbreği olanlarda, daha önce taş ameliyatı geçirenlerde ve çocuklarda ürolojik takip açısından hayati önem taşır. Bu nedenle taş tedavisinde uzun vadeli takip ve kişiye özel önleyici tedavi yöntemleri çok önemlidir.Böbrek Taşlarının Tedavi Yöntemleri Nelerdir?Böbrek taşlarının tedavisi, taşın boyutuna ve konumuna bağlı olarak değişir. Küçük taşlar genellikle bol sıvı tüketimi ile kendiliğinden vücuttan atılabilir. Ancak daha büyük taşlar tıbbi müdahale gerektirebilir. Tedavi seçenekleri şunlardır:●      Ağrı kesici ilaçlar: Küçük taşların doğal yollarla geçmesi sağlanırken ağrıyı hafifletmek için kullanılır.●      Ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWL): Taşları kırarak küçük parçalara ayırmak ve idrar yoluyla atılmalarını sağlamak için kullanılan bir yöntemdir.●      Üreteroskopi: Üretere yerleştirilen ince bir tüp yardımıyla taşın çıkarılmasıdır.●      Perkütan nefrolitotomi: Büyük taşlar için yapılan cerrahi bir işlemdir; böbreğe küçük bir kesi yapılarak taşlar çıkarılır.Böbrek Taşları Tekrar Oluşabilir mi?Evet, bir kez böbrek taşı oluşan kişilerde taşın tekrarlama olasılığı yüksektir. Taşların oluşumunu engellemek için doktorlar genellikle bol su içilmesini, tuz ve protein alımının azaltılmasını önerirler. Ayrıca taşın türüne bağlı olarak bazı ilaçlar da reçete edilebilir.Böbrek Taşları Ne Zaman Acil Tıbbi Müdahale Gerektirir?Eğer şiddetli yan ağrısı, bulantı, kusma, idrarda kan, ateş veya idrar yapamama gibi belirtiler yaşıyorsanız, acilen bir doktora başvurmalısınız. Bu belirtiler taşın idrar yolunu tamamen tıkadığını ve enfeksiyon gelişmiş olabileceğini gösterir.Böbrek Taşlarının Doğal Yollarla Önlenmesi Mümkün mü?Böbrek taşlarının önlenmesi için en etkili yöntem bol sıvı tüketmektir. Günde en az 2-3 litre su içmek, idrarın seyrelmesine ve taş oluşumunun önlenmesine yardımcı olabilir. Ayrıca tuz ve hayvansal protein alımını azaltmak da taş riskini düşürebilir. Taş oluşumuna yatkın olan kişiler, doktorlarının önerdiği ilaçları düzenli olarak kullanmalıdır.Hangi Taşlar Ameliyat Gerektirir?Genellikle 7 mm'den büyük taşlar doğal yollarla atılamaz ve cerrahi müdahale gerektirir. Cerrahi yöntemler arasında üreteroskopi, perkütan nefrolitotomi veya nadiren açık ameliyat yer alır. Taşın büyüklüğü ve konumu cerrahi yöntem seçiminde etkilidir.Böbrek Taşları Oluşumunda Genetik Faktörler Önemli midir?Evet, genetik yatkınlık böbrek taşı oluşumunda önemli bir rol oynayabilir. Aile geçmişinde böbrek taşı bulunan kişilerde taş oluşma riski daha yüksektir. Genetik bozukluklar, metabolik hastalıklar ve bazı kalıtsal durumlar böbrek taşı riskini artırabilir.Böbrek Taşı Düşerken Neden Bu Kadar Şiddetli Ağrıya Neden Olur?Böbrek taşları, üreter adı verilen ince tüplerden geçerken şiddetli ağrıya neden olur. Bu ağrı, üreterin taşın geçişine karşı gösterdiği kasılmalar ve genişleme nedeniyle oluşur. Taşın üreterdeki hareketi ve idrar akışını tıkaması sonucu basınç artışı olur, bu da şiddetli ağrıya yol açar. Böbrek taşlarının neden olduğu ağrıya "renal kolik" denir ve bu ağrı dalgalar halinde hissedilir.Böbrek Taşlarının Oluşumunda Beslenme Nasıl Bir Rol Oynar?Beslenme alışkanlıkları böbrek taşı riskini artırabilir. Özellikle yüksek protein, tuz ve şeker içeren diyetler böbrek taşı oluşumuna neden olabilir. Hayvansal proteinlerin aşırı tüketimi ürik asit taşlarının oluşumunu artırabilirken, tuz ise idrarda kalsiyum miktarını artırarak kalsiyum bazlı taşların oluşmasına zemin hazırlar. Ayrıca, oksalat açısından zengin yiyecekler (ıspanak, çikolata, çay gibi) da böbrek taşı riskini artırabilir.Böbrek Taşlarının Oluşumunu Önlemek İçin Neler Yapılabilir?Böbrek taşlarını önlemek için bol sıvı tüketmek ve idrarın seyreltilmesini sağlamak ilk adımdır. Bunun yanı sıra aşağıdaki öneriler de taş oluşumunu engellemeye yardımcı olabilir:●      Diyetinizi düzenleyin: Hayvansal protein alımını azaltın ve aşırı tuz tüketiminden kaçının.●      Oksalat içeren yiyecekleri sınırlayın: Ispanak, çikolata, ceviz gibi oksalat açısından zengin yiyeceklerin aşırı tüketiminden kaçının.●      Kalsiyum alımını dengeli tutun: Çok fazla veya çok az kalsiyum tüketimi taş riskini artırabilir. Kalsiyum alımını dengede tutmak önemlidir.●      Doktorunuzun önerdiği ilaçları kullanın: Eğer böbrek taşı geçmişiniz varsa, doktorunuz taş oluşumunu engellemek için ilaç önerebilir.Böbrek Taşları Neden Tekrarlama Eğilimindedir?Böbrek taşları genetik yatkınlık, metabolik sorunlar ve yaşam tarzı faktörleri nedeniyle tekrarlama eğilimindedir. Taş oluşumuna neden olan koşullar (örneğin, yetersiz sıvı alımı, dengesiz diyet) düzeltilmediği sürece taşların tekrarlama riski yüksektir. Bir kez böbrek taşı geçiren kişiler, gelecekte tekrar taş geliştirme olasılığına sahiptirler, bu nedenle koruyucu önlemler almak önemlidir.Büyük Taşlar Nasıl Tedavi Edilir?Büyük böbrek taşları (genellikle 7 mm'den büyük) kendiliğinden geçemeyeceği için genellikle cerrahi müdahale gerektirir. Tedavi seçenekleri şunlardır:●      ESWL (Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi): Taşları parçalayarak küçük parçalara ayıran bir yöntemdir.●      Üreteroskopi: Bir kamera ve lazer yardımıyla taşın çıkarılması veya parçalanması işlemidir.●      Perkütan nefrolitotomi: Büyük taşlar için kullanılan bir cerrahi yöntemdir. Böbrekte küçük bir kesi yapılarak taşlar çıkarılır.Böbrek taşı ağrınızın gün içine ne zaman nüksedeceğini tahmin edemezsiniz ama her an bir doktora ulaşabileceğinizi bilmek ne kadar güzel olurdu değil mi? Online doktor görüşmesi ile görüntülü muayene oluyor, muayene sonunda gerekirse ilaçlarınızı ereçetenize yazdırıyorsunuz. İşte siz bunu hak ediyorsunuz. Elra, doktorunuzu gün içinde hep sizinle tutuyor.#ElraOnline #AnındaDoktorDesteği Elra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://www.kidney.org/kidney-topics/kidney-stones
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Elektrolit Dengesizliği Nedir, Belirtileri ve Tedavisi Nelerdir?
Elektrolitler, idrar veya kan gibi sıvılarda çözündüğünde küçük bir elektrik yükü oluşturan temel minerallerdir. Örnek olarak sodyum, kalsiyum, potasyum ve magnezyum verilebilir. Vücudunuz elektrolit üretir ve bunları yiyeceklerden, içeceklerden ve takviyelerden de alabilirsiniz. Elektrolitler hakkında pek bir şey duymamış olabilirsiniz, ancak bu mineraller vücudun birçok işlevinde hayati roller oynar. Elektrolitlere dayanan süreçlerden bazıları şunlardır:·       Besinlerin hücrelere taşınması·       Sinir sinyali aktarımının kolaylaştırılması·       Beyin ve kalp fonksiyonlarının korunması·       Su seviyelerinin dengelenmesi·       Atık ürünlerin uzaklaştırılması·       Kasların gevşemesine ve kasılmasına izin vermekElektrolitleriniz dengede olduğunda, bu işlevler normal şekilde gerçekleşir. Bir dengesizlik oluşmadığı sürece olağandışı bir şey fark etmezsiniz (1). Tüm bu elektrolitler insan vücudunun sağlıklı ve dengeli çalışmasını sağlamak için birçok dokuda ve organda metabolik faaliyetlere katılırlar. Vücuttaki sıvı dengesinin sağlanmasına, kanın ph değerinin normal aralıkta kalmasına (arteriyel kanda 7.35-7.45), kasların çalışma mekaniğine, kemik gelişimine, sinirsel iletiminin sağlanmasına, kalbin çalışma fonksiyonunun sağlanmasına gibi vücutta birçok mekanizmada rol alırlar.Bu elektrolitlerden birinin azlığı veya fazlalığı sıvı elektrolit dengesizliğine yol açar. Bazı elektrolit bozuklukları ciddi sağlık problemlerine neden olabilir, hızlıca tespit edilip tedavisinin yapılması gerekir.Sıvı ve Elektrolit Dengesizliği Neden Olur?Sıvı elektrolit dengesizliği ya vücuda alınan sıvı ve elektrolitlerin azlığı ya da vücuttan atılırken veya geri emilirken ki süreçlerde yaşanan aksaklıklar sonucu olur.Vücutta aldığımız sıvıların vücuttan atılımını sağlayan en önemli organımız böbreklerdir. En sık böbrek hastalıklarında sıvı elektrolit dengesizliklerini görürüz.Böbrek hastalıkları dışında yaşa bağlı olarak da gelişen veya yaştan bağımsızı dolaşım sistemini etkileyen tüm hastalıklarda, (kalp hastalıkları, karaciğer hastalıkları, akciğer, mide-bağırsak hastalıkları gibi) hastalıklarda da sıvı elektrolit dengesizliği olur. Bunun dışında,- Travma, elektrik çarpması- İleri derecede yanıklar, kimyasal yanıklar- Beslenmenin sağlıksız ve düzensiz olduğu malnütrisyon durumlarında- Uzun süre sıcağa maruziyet sonrası veya sıcak çarpması sonrası veya yoğum tempolu egzersiz sonrası sıvı alımının yetersiz olduğu durumlar- Enfeksiyonlar, ateşli hastalıklar- Kemoterapi gibi kanser tedavileri- Vücuttan sıvı atılımını arttıran ilaç kullanımı- Uzun süren ve sıvı kaybına neden olan kusma ve/veya ishal ile giden hastalıklar sıvı elektrolit dengesizliğine neden olur.Sıvı ve Elektrolit Dengesizliğinde Belirtiler Nelerdir?Sıvı ve elektrolit dengesizliğinde belirtiler eksik olan elektrolite göre değişiklik gösterir.Vücut içerisinde birçok elektrolit birbirini etkileyen mekanizmalar üzerinden etkinlik gösterir. Örneğin; Kalsiyum ve fosfor elektrolitlerinin vücuttaki dengesini sağlamada d vitamini etkinliği vardır. İkisinden birinin dengesizliği diğerinin vücuttaki seviyesini de değiştirebilir. Yine kalsiyum emiliminin sağlanması için vücutta yeterli miktarda magnezyum olması gerekir.Sodyum eksikliğinde bulantı, kusma, tansiyon düzensizliği, kas güçsüzlüğü, yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetler olur. Çok ciddi sodyum düşüklüğü ise bilinç bulanıklığı ve nöbet gibi ciddi sağlık problemlerine neden olur.Aşırı tuz tüketimi veya ciddi sıvı kaybı gibi durumlarda oluşan sodyum yüksekliğinde hastalarda susama isteği, baş ağrısı, huzursuzluk, kas zayıflığı ve yine ileri seviyelerde bilinç kaybına neden olur.Potasyum düşüklüğünde kabızlık, çarpıntı, yorgunluk, kas krampları ve karıncalanma olur.Potasyum yüksekliği ise kardiyak açıdan ciddi bir sağlık problemi oluşturur. Bulantı, kusma gibi şikayetlerin dışında ileri seviyede potasyum yüksekliği kalpte ritim bozuklukları, nefes darlığı kalp krizi gibi ölümcül seyreden bir klinik tablo oluşturabilir.Kalsiyum özellikle kas iskelet sistemimizin gelişmesinde ve sinirsel iletide önemli rol oynar. Kalsiyum eksikliğinde çocuklarda raşitizm yetişkinlerde osteoporoz dediğimiz rahatsızlığa yol açar. Hastalarda kas krampları, kemiklerde ve kaslarda ağrı, uyuşukluk ve karıncalanma, ciltte kuruluk ve dişlerde çürüme ve diş eti problemlerine neden olur. Kalsiyum yüksekliğinde ise baş ağrısı, kas güçsüzlüğü, yorgunluk ileri seviyelerde konsantrasyon problemleri, bilişsel fonksiyonlarda azalma gibi şikayetlere neden olur.Magnezyum eksikliğinde yorgunluk ve depresyon, bulantı, iştahsızlık, kas krampları ve kardiyak ritim bozuklukları görülebilir.Magnezyum fazlalığında tansiyon düzensizliği özellikle düşük tansiyon, bulantı ve kas krampları, nefes darlığı, ishal gibi şikayetlere neden olur.Fosfor eksikliğinde kemik yapısında zayıflama, kemiklerde yumuşama, kaslarda güçsüzlük, lökosit, eritrosit, trombosit gibi kan hücrelerinin fonksiyonlarında azalmaya neden olur. Fosfor fazlalığında ise kabızlık, bulantı, kusma gibi sindirim sistemi problemleri, ciltte kızarıklık ve döküntüler gibi şikayetlere neden olur.Sıvı Elektrolit Dengesizliğinde Tanı ve Tedavi Nasıl Yapılır?Hastalar kliniğe belirli bir şikayet üzerine başvuru yapar ve hastalardan alınan kan, idrar tahlilleri ile varsa elektrolit dengesizliği tespit edilir. Potasyum metabolizma bozukluğunda EKG ve kardiyak değerlendirme mutlaka yapılmalıdır. İleri seviye eksiklik veya fazlalık durumlarında doku organ hasarı olup olmadığının tespiti için radyolojik görüntüleme yöntemleri de tanıda kullanılabilinir.Bu elektrolitler vücutta kendiliğinden üretilmediği için mutlaka dışardan beslenme yoluyla alınmalıdır. Sağlıklı ve dengeli beslenme programlarının yapılması, günlük yeterli miktarda sıvı alımının sağlanması sıvı ve elektrolit dengesinin sağlanması açısından yapılacak ilk şeylerdir.Elektrolit bozukluklarında özellikle eksiklik gibi durumlarda ilaç desteği sağlanır ve elektrolit dengesizliğinin neden olduğu şikayetlere yönelik de semptomatik tedavi verilir.İleri seviye elektrolit dengesizliğinde ileri tetkik ve tedavinin yapılması amacıyla hastaneye yatış yapılarak hasta takibi yapılır.Beslenme Önerileri Nelerdir?Kalsiyum içeriği zengin olan besinler:-Süt ve ürünleri, pekmez, susam, fındık-fıstık vs yağlı tohumlar, yeşil yapraklı sebzeler, kurutulmuş meyvelerFosfor içeriği zengin olan besinler:Et, tavuk, balık, yumurta, kurubaklagiller, yağlı tohumlar, süt ve türevleri,Tahıl ve kuru baklagil tanelerinin çoğunlukla dış kısımlarındaki fosfor fitik asitle bileşik olarak bulunur.Sodyum içeriği zengin olan besinler:Tuz, kabartma tozu, tütsülenmiş ürünler, işlenmiş etler, yemek sodası, kahve, yeşil sebzeler-dereotu, kurubaklagiller, fındık-fıstık vb. meyve suları, patatesMagnezyum içeriği zengin besinler,Yağlı tohumlar, kurubaklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, kepeği ayrılmamış tahıllarPotasyum içeriği zengin besinler:Ispanak ve maydanoz gibi yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, kuruyemişler, meyvelerden ise muz avokado potasyum içeriği zengin olan besinlerdir.Sıvı elektrolit dengesizliği çekenlerin bu rahatsızlıktan kurtulmak için en büyük şansı, doktor ve diyetisyenlerinin gün içinde her an yanlarında olmasıdır. Elra aplikasyonunu kameralı akıllı cihazınıza indirin sağlık, kilo ve mental endişelerinize veda edin. Daha sağlıklı yaşamak, doktora ihtiyaç duyduğunuz her anda, hemen ulaşmak herkesin hakkıdır. İşte siz bunu hak ediyorsunuz!Elra uygulamasını akıllı telefonunuza indirmeli, ya da elrasaglik internet sitesi üzerinden sisteme kayıt olmalısınız. Tek tıkla ihtiyacınız olan doktora ulaşacak, randevu saatini beklemekten kurtulacaksınız.#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiDr. Hasan Ali BaşKaynak:https://www.renalclinicofhouston.com/blog/how-do-tell-if-you-have-an-electrolyte-imbalance
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Deri (Cilt) Kanseri Nedir ?
Cilt kanseri, onarılamayan DNA hasarının tetiklediği mutasyonlar sonucu, cildin en dış katmanı olan epidermiste anormal hücrelerin kontrolsüz büyümesidir.Cilt kanserleri, cilt tonu , büyüklüğü, türü ve vücuttaki yeri nedeniyle kişiden kişiye oldukça farklı görünebilir (1). Genellikle cildin güneş ışınlarına maruz kalan bölgelerinde görülse de vücudun diğer bölgelerinde de gelişebilir. Deri kanseri, cildin en dış tabakası olan epidermiste başlar ve bu tabakada yer alan farklı hücrelerde değişikliklerin meydana gelmesiyle ortaya çıkar.Deri (Cilt) Kanseri Türleri Nelerdir?Üç ana deri kanseri türü şunlardırBazal Hücreli Karsinom (Bazal Hücre Kanseri): En yaygın deri kanseri türüdür ve genellikle cildin en dış katmanı olan epidermisteki bazal hücrelerde gelişir. Yavaş büyür ve nadiren vücudun diğer bölgelerine yayılır. Genellikle yüz ve boyun gibi güneşe en fazla maruz kalan bölgelerde görülür.Skuamöz Hücreli Karsinom (Skuamöz Hücre Kanseri): Epidermisin daha üst katmanlarındaki skuamöz hücrelerden kaynaklanır. Bazal hücreli karsinomdan daha agresif olabilir ve yayılma potansiyeline sahiptir. Güneşe maruz kalan bölgelerde, ancak bazen ağız, dudaklar ve genital bölgeler gibi daha farklı alanlarda da ortaya çıkabilir.Melanom: En tehlikeli deri kanseri türüdür. Melanosit adı verilen, cilde rengini veren hücrelerde oluşur. Melanom, erken teşhis edilmediğinde hızla büyüyebilir ve vücudun diğer bölgelerine yayılabilir. Melanomun tanınması önemlidir çünkü erken tedavi edilmezse yaşamı tehdit edici olabilir.Deri (Cilt) Kanseri Neden Olur?Cilt kanserinin en yaygın nedenlerinden biri güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre maruz kalmaktır. Güneş ışığına uzun süreli maruz kalmak, cilt hücrelerinin DNA'sına zarar vererek kanser oluşumuna yol açabilir. Bu risk, özellikle açık tenli insanlar için daha yüksektir çünkü ciltleri güneşe karşı daha az koruyucu olan melanin pigmentine sahiptir.Bunun yanı sıra solaryum gibi yapay UV ışığı kaynakları da cilt kanserine neden olabilir. Solaryum kullanımı, özellikle genç yaşta başlandığında, cilt hücrelerine zarar vererek kanser riskini artırır. Genetik yatkınlık da önemli bir risk faktörüdür. Ailede cilt kanseri öyküsü olan kişilerde hastalığın gelişme olasılığı daha yüksektir. Genetik faktörler, cilt hücrelerinin UV ışınlarına karşı daha savunmasız olmasına yol açabilir.Ayrıca, çocukluk ve gençlik döneminde sık yaşanan güneş yanıkları, ilerleyen yaşlarda cilt kanseri riskini artıran bir diğer etkendir. Ciddi güneş yanıkları, cilt hücrelerine kalıcı hasarlar vererek kanser oluşumunu tetikleyebilir. Bağışıklık sisteminin zayıflaması da cilt kanserine yol açan etkenlerden biridir. Özellikle organ nakli sonrası bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanan kişilerde cilt kanseri gelişme riski daha yüksektir, çünkü bağışıklık sistemi zayıfladığında kanserli hücrelerle savaşma yeteneği azalır.Son olarak, bazı kimyasal maddelere maruz kalma da cilt kanserine yol açabilir. Özellikle arsenik gibi zararlı kimyasallar, cilt hücrelerine zarar vererek kanser oluşumuna katkıda bulunabilir. Cilt kanserinin en yaygın nedenleri arasında güneşe maruz kalma, solaryum kullanımı, genetik yatkınlık, güneş yanıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve kimyasal maddeler yer alır.Deri (Cilt) Kanserinin Belirtileri Nelerdir?Yeni bir benin oluşması veya mevcut benlerin boyut, şekil, renk ya da dokusunda değişiklikler gözlenebilir. Özellikle asimetrik, düzensiz kenarlı, birden fazla renge sahip, hızla büyüyen veya normalden farklı görünen benler, cilt kanserinin bir belirtisi olabilir. Ayrıca, ciltteki yaraların iyileşmemesi de bir işarettir. Eğer bir yara birkaç hafta boyunca iyileşmiyorsa, kanama yapıyorsa veya kabuklanıyorsa, bu durum cilt kanseri habercisi olabilir.Cilt üzerinde var olan lekelerde değişiklikler de dikkat edilmesi gereken başka bir belirtidir. Özellikle renk değişimi, koyulaşma veya büyüme gibi farklılıklar kanser belirtisi olabilir. Kaşıntı, acı, hassasiyet ya da kanama gibi semptomlarla birlikte görülen bu değişiklikler, cilt kanserinin önemli işaretlerinden biridir.Sonuç olarak, ciltte meydana gelen herhangi bir yeni leke, ben veya iyileşmeyen yara, cilt kanserinin belirtisi olabilir. Bu tür değişiklikler fark edildiğinde bir dermatoloğa başvurulması önerilir.Deri (Cilt) Kanseri Nasıl Teşhis Edilir?Cilt kanseri teşhisi, genellikle bir doktorun cildi incelemesi ve şüpheli görünen alanlar üzerinde testler yapmasıyla gerçekleştirilir. Erken teşhis, cilt kanserinin başarılı tedavisinde kritik öneme sahiptir. Cilt kanserinin teşhisi için izlenen temel adımlar şunlardır:İlk olarak, bir dermatolog cildinizdeki şüpheli alanları incelemek üzere fiziksel bir muayene yapar. Bu muayene sırasında yeni çıkan veya değişen benler, lekeler ve iyileşmeyen yaralar dikkatle değerlendirilir. Dermatolog, lekenin boyutuna, şekline, rengine ve kenarlarının düzenliliğine bakarak ciltteki değişikliklerin kanser belirtisi olup olmadığını anlamaya çalışır. Bu adımda tüm cilt yüzeyi gözden geçirilir ve başka şüpheli alanlar da kontrol edilir.Gerekli görüldüğünde, dermatolog daha ayrıntılı bir inceleme yapmak için dermatoskop adı verilen bir büyüteç kullanabilir. Dermatoskop, cildin yüzeyini daha net bir şekilde gösterir ve şüpheli bölgelerdeki hücresel yapıyı daha iyi anlamayı sağlar.Eğer fiziksel muayene ve dermatoskop ile yapılan incelemeler sonucunda cilt kanseri şüphesi varsa, kesin teşhis koymak için biyopsi yapılır. Biyopside, şüpheli alandan küçük bir doku örneği alınarak laboratuvarda incelenir. Bu doku örneği, kanser hücrelerinin varlığını tespit etmek ve kanserin türünü belirlemek için analiz edilir. Biyopsi, cilt kanserinin kesin tanısını koymanın en güvenilir yoludur.Deri (Cilt) Kanseri Tedavisi Nasıldır?Cilt kanserinin tedavisi, kanserin türüne, evresine, bulunduğu bölgeye ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak değişir. Tedavi seçenekleri genellikle kanseri ortadan kaldırmaya, yayılmasını durdurmaya ve cildin görünümünü korumaya odaklanır. Cilt kanserinin tedavisinde en yaygın yöntemler şunlardır:·       Cerrahi Müdahale·       Mohs Cerrahisi (Bu yöntem, sağlıklı dokuyu koruyarak kanserin tamamen çıkarılmasını sağlar.)·       Kriyoterapi·       Radyoterapi·       Kemoterapi·       İmmünoterapi·       Fotodinamik Terapi (PDT)Cilt kanserinin tedavisi hastalığın türüne ve evresine göre planlanır. Erken teşhis edilen vakalarda tedavi başarı oranı çok yüksektir. Bu nedenle, düzenli cilt kontrolleri ve güneşten korunma büyük önem taşır.Deri (Cilt) Kanserinden Korunma Yolları Nelerdir?Cilt kanserinden korunmak için alınabilecek önlemler, cilt sağlığını korumaya ve kanser riskini azaltmaya odaklanır. Bu önlemler, özellikle güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına maruziyeti en aza indirmeyi hedefler. İşte cilt kanserinden korunmak için uygulanabilecek temel yöntemler:·       Güneşten Korunma·       Güneş Kremi Kullanımı·       Koruyucu Giysiler Giymek·       Solaryumdan Kaçınmak·       Düzenli Cilt Kontrolleri Yapmak·       Güneş Yanıklarından Kaçınmak·       Güneşin Zararlı Etkilerine Karşı BilinçlenmekBu basit önlemler, cilt kanseri riskini önemli ölçüde azaltabilir. Güneşten korunma alışkanlığı kazanmak ve düzenli cilt kontrolleri yaptırmak, sağlıklı bir cilt için kritik önem taşır.Cildimiz, tüm vücudumuzu sarıyor ve onun sağlığını korumak asla ihmal edilmemeli. Her türlü cilt sorunlarında yerinizden ayrılmada, saatlerce muayene randevu sırasını beklemeden, görüntülü olarak doktorlarımızdan destek alabilir, diyetisyenlerimize danışabilir, klinik psikologlarımızdan mental destek alabilirsiniz. Sizi Elra’nın sunduğu online doktor muayenesi, diyetisyen ve psikolog desteği hizmetlerini keşfetmek için elrasaglik.com web sitemize ve tüm elrasaglik sosyal medya hesaplarımızdaki paylaşımları incelemeye çağırıyoruz.Çevrimiçi sağlık hizmetlerinin gün içinde her an sizi nasıl koruduğunu öğrenmek istiyorsanız, bizimle iletişime geçebilirsiniz!#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiDr. Adem ZorluKaynak:https://www.skincancer.org/skin-cancer-information/
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Mevsimsel alerji nedir?
Mevsimsel alerji/Alerjik rinit/Bahar nezlesi, burun akıntısı, gözlerde sulanma, hapşırma, boğaz kaşıntısı gibi belirtilerle ortaya çıkan soluduğumuz havadaki alerjen maddelere karşı bağışıklık sistemimizin aşırı tepki verdiği bir durumdur. Genellikle yılın belirli dönemlerinde, özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında ortaya çıkar ancak alerjenin varlığına göre yıl boyu da sürebilir. Polenler, küf sporları, çimenler gibi çevresel alerjenler bağışıklık sistemimiz tarafından tehdit olarak algılanır ve beyaz kan hücreleri bu alerjenlere karşı antikor oluşturur ve antikorlar alerjenle temas ettiğinde mast hücrelerinden histamin denilen bir madde salınır. Histamin salınımına bağlı olarak inflamasyon artar ve alerji belirtileri ortaya çıkar. Mevsimsel alerji, genellikle ilkbaharda ağaç polenleri, yazın çimen polenleri ve sonbaharda yabani ot polenleri nedeniyle ortaya çıkar.Belirtileri en aza indirmek için alerji hastaları genellikle evde kalmaya gayret eder ve çevresel tetikleyicilerden kaçınmak için de aktivitelerini sınırlamaya çabalarlar. Mevsimsel alerjiler çocukları ve okul performanslarını bile etkileyebilir.Neyse ki, mevsimsel alerjilerle mücadele etmek için etkili stratejiler ve tedaviler mevcut. Örneğin, dil altı immünoterapi, vücudunuza mevsimsel alerjilerle savaşmak için ihtiyaç duyduğu araçları sağlayan ağrısız ve kullanışlı bir seçenektir (1). Mevsimsel Alerji Nedenleri Nelerdir?Mevsimsel alerjilerin en yaygın nedeni, polenlerdir. Özellikle ağaçlar, çimenler ve yabani otlar gibi bitkiler, polen üretir ve bu polenler havaya yayılarak alerjik semptomları tetikleyebilir. Ayrıca, yağışlı ve nemli dönemlerde küf sporları da mevsimsel alerjiye neden olabilir. Bunlar dışında, çevresel kirlilik, iklim değişiklikleri mevsimsel alerjilerin şiddetini artırabilir. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan kişiler, hava kirliliği ve kimyasal maddelere daha fazla maruz kaldıkları için daha şiddetli alerji semptomları yaşayabilir. Ailede alerji öyküsü olması veya kişide egzema-astım gibi başka alerjik hastalıkların olması da mevsimsel alerji görülme ihtimalini artırır.Mevsimsel Alerjinin Belirtileri Nelerdir?Mevsimsel alerji belirtileri, vücudun alerjenlere verdiği aşırı reaksiyonlar sonucunda ortaya çıkar. En sık görülen belirtiler şunlardır:·      Burun akıntısı veya tıkanıklığı·      Geniz akıntısı·      Sürekli hapşırma·      Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma·      Boğazda kaşıntı, kuru öksürük·      Yorgunluk ve halsizlik·      Bazı kişilerde sinüslerde tıkanıklık ve baş ağrısı·      Kulakta kaşıntı, tıkanıklık hissi·      Astımlı hastalarda öksürük, hırıltı ve nefes darlığı yapabilir.Bu semptomlar, alerjenlerle temas olduğu sürece devam edebilir ve bazen kişilerin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir.Mevsimsel Alerji Nasıl Teşhis Edilir?Mevsimsel alerji tanısı için hastanın şikayetleri, aile öyküsü ve laboratuvar değerleri bir bütün olarak değerlendirilir. Hastalar genellikle mevsim değişikliklerinde ya da belirli bitkilerin polenlerinin havaya yayıldığı dönemlerde şikayetlerde bulunurlar. Teşhisi doğrulamak için cilt testi veya kan testi yapılabilir. Cilt testi, alerjenin küçük miktarlarının deriye uygulanarak vücudun bu maddelere nasıl tepki verdiğini gözlemlemek için kullanılır. Alerji testleri yapılması esnasında nadir de olsa anaflaksi gelişme riski olabileceği için bu testlerin acil müdahale yapılabilecek koşullarda bir alerji ve klinik immünoloji uzmanı tarafından yapılması gerekir. Alerjik hastalıklarda genellikle ilk bakılan laboratuvar değeri serum IgE düzeyidir. Ancak IgE antikoru düzeyi alerji dışı durumlarda da yükselebileceği için tek başına tanı koymak için yeterli değildir.Mevsimsel Alerji İçin Hangi Tedavi Yöntemleri Uygulanır?Mevsimsel alerji tedavisinde birkaç farklı yöntem uygulanabilir. Birincil tedavi, alerjiye neden olan maddelerden kaçınmaktır. Polenin yoğun olduğu mevsimlerde mümkün olduğunca dışarı çıkmamak ya da pencereleri kapalı tutmak gibi önlemler uygulanmalıdır. Bunun yanı sıra, semptomları hafifletmek için antihistaminikler, dekonjestanlar, burun spreyleri ve göz damlaları kullanılabilir. Bu ilaçlar, vücudun alerjenlere karşı verdiği tepkiyi hafifletir ve semptomların şiddetini azaltır. Ağır vakalarda, immünoterapi (alerji aşısı) önerilebilir. Bu tedavi yöntemi, alerjenlerin küçük miktarlarda vücuda verilerek bağışıklık sisteminin alerjene karşı daha az tepki vermesini sağlama amacını taşır.Mevsimsel Alerjilerden Korunmak İçin Hangi Önlemler Alınabilir?Mevsimsel alerjiden korunmak için ilk olarak, polenlerin yoğun olduğu dönemlerde, özellikle sabah saatlerinde açık havada bulunmaktan kaçınmalısınız. Ayrıca, evde ve arabada pencereleri kapalı tutarak polenlerin içeri girmesini önleyebilirsiniz. Hava temizleyici cihazlar kullanmak da iç mekan havasını temiz tutmanıza yardımcı olabilir. Dışarı çıkarken geniş siperlikli şapka, gözlük ve maske kullanmak, kollarınızı ve bacaklarınızı kapatan kıyafetler giymek polen maruziyetini azaltmaya yardımcı olabilir. Çamaşırlarınızı kurutmak için dışarıya asmamalısınız. Dışarı çıkıp eve geldikten sonra üzerinizde biriken polenleri temizlemek için duş almalı ve kıyafetlerinizi değiştirmelisiniz. Ayrıca, evdeki halı, perde ve yatak örtüsü gibi toz tutucu eşyaları da düzenli olarak temizlemelisiniz.Mevsimsel Alerji İlaçları Nelerdir?Antihistaminikler mevsimsel alerjide en sık kullanılan ilaçlardır. Eski nesil antihistaminikler hastalarda uyku hali, baş dönmesi ve ağız kuruluğu gibi yan etkilere neden olurken, günümüzde yeni nesil antihistaminikler (loratadin, setirizin gibi) yan etkilerinin daha az olması nedeniyle tercih edilmektedir.*Lökotrien inhibitörleri (montelukast), alerjenlere maruziyet esnasında oluşan inflamatuvar yanıtı azaltarak etki gösteren ilaçlardır. Antihistaminiklerle birlikte kullanıldığında daha da etkili olurlar.*Dekonjestanların (psödoefedrin, fenilefrin,oksimetazolin) oral,sprey ve göz damlası formunda farklı türleri vardır. Psödoefedrin ve fenilefrin, tansiyon yüksekliğine neden olabilir bu nedenle kalp ve yüksek tansiyon hastalığı olan kişilerin kullanması önerilmez. Burun spreyi olanlar burun tıkanıklığını rahatlatmakta çok etkilidir ancak 5 günden uzun süre kullanılmamaları önerilir.*Kortikosteroid (beklometazon, flutikazon gibi) burun spreylerinin etki etmesi birkaç günü bulur ancak etkili düzeye ulaştığında semptomları oldukça rahatlatır. Etki etmesi için günlük düzenli kullanılması gerekir. Herhangi bir ilacı kullanmadan önce doktorunuza danışmalı ve ilaçları doğru şekilde kullanmalısınız.İmmünoterapi Nedir ve Nasıl Uygulanır?İmmünoterapi, hastanın alerjenlere karşı vücudunun toleransını artırmayı amaçlayan bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi semptomları tedavi etmez, tüm alerjik reaksiyonların kaynağı olan bağışıklık sisteminini tedavi eder. Hastaya düzenli olarak alerjenin çok küçük dozları verilir ve bu dozlar zamanla artırılarak bağışıklık sisteminin bu maddelere karşı daha az tepki vermesi (desensitizasyon) sağlanır. İmmünoterapi, birkaç yıl sürebilen bir tedavi olup, özellikle uygun ilaçları kullanmasına rağmen şikayetleri azalmayan ağır alerji vakalarında etkili sonuçlar verebilir. Bu tedavi yöntemi, sadece belirli alerjilerde kullanılır ve alerji ve klinik immünoloji uzman hekimi tarafından uygulanmalıdır.Mevsimsel Alerji ile Soğuk Algınlığı Arasındaki Farklar Nelerdir?Mevsimsel alerji ve soğuk algınlığı semptomları, birbirine çok benzeyebilir, ancak birkaç önemli fark vardır. Soğuk algınlığı, genellikle viral etkenler nedeniyle ortaya çıkar ve yaklaşık 5-10 gün içinde geçer. Mevsimsel alerji ise haftalar veya aylarca sürebilir ve her yıl aynı dönemlerde tekrarlar. Ayrıca, soğuk algınlığı genellikle ateş ve kas ağrıları ile birlikte seyrederken, mevsimsel alerjide bu belirtiler genellikle görülmez. Soğuk algınlığında burun akıntısı koyu kıvamlı ve sarı renkli olabilir, ancak alerjide burun akıntısı daha sulu ve şeffaftır. Mevsimsel Alerjilerin Komplikasyonları Nelerdir?Yaygın görülen bazı komplikasyonları şunlardır:·      Sekonder enfeksiyonlar: Zaten inflamasyon gelişmiş kulak, burun ve sinüs mukozasında bakteriyel enfeksiyon gelişebilir. Kulak enfeksiyonu (otitis) ve sinüs enfeksiyonu (sinüzit) gibi.·      Rebound burun tıkanıklığı: Dekonjestan burun spreylerinin uzun süreli kullanımına bağlı gelişir.·      Burun kanaması·      Lenf nodlarında büyüme·      Akciğer fonksiyonunda azalma·      Yüz görünümünde değişiklikler: Yüzde ödemli görünüm, burunda kızarıklık, gözaltlarında koyu renk ve çizgiler gelişebilir. Genellikle ilaç tedavisi ile geriler.Mevsimsel Alerjiler İçin Doğal Tedavi Yöntemleri Var mıdır?Bazı doğal yöntemler mevsimsel alerji semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilir. Bunlardan biri, burun yollarını temizlemek için kullanılan tuzlu su (serum fizyolojik) ile yapılan burun yıkamalarıdır. Bu yöntem, burun boşluğundaki polenleri, mukusu ve bakterileri uzaklaştırarak burun tıkanıklığını ve geniz akıntısını azaltabilir. Eczaneden sinüs yıkama kiti alıp kullanabilir veya evde kendiniz de hazırlayabilirsiniz. 3 çay kaşığı iyotsuz tuz ve 1 çay kaşığı karbonatı bir kapta karıştırıp hava almayacak şekilde saklayın ve kaynatıp soğuttuğunuz 250 ml suya bu karışımdan 1 çay kaşığı ekleyerek burnunuzu bu suyla yıkayın. Sıcak su buharı solumak da tıkalı burnunuzu açmaya yardımcı olabilir. Doğal tedavi yöntemleri herkes için aynı etkiyi göstermeyebilir. Semptomlar şiddetliyse bir doktora muayene olunmalı ve önerilen ilaçlar kullanılmalıdır. Mevsim geçişlerinde yaşam kalitemizi düşüren alerjik durumlara karşı, doktorlarımız sizi çaresiz bırakmayacak. En fazla 15 dakikalık bir muayene bekleme süresi ve 290 TL’lik muayene ücretiyle Elra, sağlıklı günler yaşamanız misyonuyla çalışıyor. Elra uygulamasını akıllı cihazınıza indirip üye olun ve artık yepyeni, daha sağlıklı bir hayata sahip olun.Alerjiyle baş başayken yaşayacağınız stresi ortadan kaldırmak için, doktorunuzla sizi maksimum 15 dakika içinde görüştürmeyi garanti eden elrasaglik.com adresine gitmelisiniz. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak: https://www.hopkinsmedicine.org/health/conditions-and-diseases/seasonal-allergies
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Nedir? Belirtileri ve Tedavisi
PMS (Premenstrüel sendrom), kadınlarda adet döneminden birkaç gün veya 1-2 hafta önce başlayan, her kadında farklı olmakla birlikte genellikle adet dönemine veya bitimine kadar uzayabilen fiziksel veya ruhsal değişikliklerdir. Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Her Kadında Olur mu?Hayır, kadınların yaklaşık %80’inde görülür, bazı kadınlar bu durumu çok şiddetli yaşarken, bazılarında hiçbir semptom bulunmayabilir veya semptomlar çok hafif olabilir.Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Neden Olur?Sebebi tam olarak bilinmemekle beraber, bu duruma genetik yatkınlık, beslenme yetersizlikleri, hormonal, biyolojik ve psikolojik değişikliklerin birlikte sebep olduğu düşünülmektedir.Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Semptomları Nelerdir?PMS, kadınları hem fiziksel hem de ruhsal açıdan etkileyen bir süreçtir. Belirtiler genellikle adet başlamadan birkaç gün önce en yoğun şekilde görülür. En sık görülen PMS semptomları;Migren benzeri baş ağrısıÖzellikle karın bölgesinde ve bel bölgesinde kas ve eklem ağrılarıMemelerde şişlik ve hassasiyetSivilcelerde artışGergin ruh hali, sinirlilik, konsantrasyon güçlüğüDepresyon,Huzursuzluk, öfkeyi kontrol edememe gibi duygusal tepkilerde artışYorgunluk ve halsizlik gibi enerji düşüklüğüİştah artması veya azalması, karbonhidratlı besinlere yönelmeBulantı, ishal, kabızlık veya karın bölgesinde kramplar gibi sindirim sistemi şikayetleriÖdemUyku bozukluğuAdet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Ne Kadar Sürer?Bu süre bazı kadınlarda kısa bazılarında uzun olmakla birlikte 7-14 gün sürebilir. Adet Öncesi Gerginlik Sendromu genellikle adet başladıktan sonra geriler veya tamamen ortadan kalkabilir.Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Semptomlarını Daha Hafif Geçirmek veya Önlemek İçin Neler Yapılabilir?-Beslenme ve uyku düzenine dikkat edilmelidir. Liften zengin ve meyve ve sebze ağırlıklı gıdalarla, sağlıklı yağlarla beslenmek, tuzu ve şekeri azaltmak, bu dönemde alkol ve kafeinden uzak durmak, bol su içmek önemlidir. Donmuş yağ içeren besinler ve hazır gıdalardan uzak durulmalıdır.Bu dönemde uykusuzluk veya aşırı uyuma isteği görülebilir. Progesteron ve östrojen seviyesindeki dalgalanmalar uyku bozukluklarına neden olur. Kaliteli bir uyku hem genel sağlık hem de ruh sağlığı açısından önemlidir. Uyku saatlerinin düzenli olması, uyku öncesi gevşeme teknikleri, hafif akşam yemeği, alkol ve sigaradan uzak durmak uyku sağlığı için önemlidir.-Stresle başa çıkma yöntemleri meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri, hem zihinsel hem beden sağlığı açısından önemli aktivitelerdir. Stres vücutta kortizol salınmasının artmasına neden olur. Kortizol artışı ise PMS semptomlarını ağırlaştırır. Meditasyon duygusal dalgalanmaları kontrol eder, kaygıyı azaltır, zihinsel rahatlama sağlar. Nefes egzersizleri, kan basıncını ve kalp atım hızını düşürürken, oksijen düzeyini arttırarak, stresle artan kortizolü azaltarak rahatlama sağlar. Bu egzersizlerin düzenli yapılması önemlidir. Egzersiz sırasında salgılanan endorfinin ruh sağlığı üzerinde iyileştirici etkisi olduğu bilinmektedir. Nefes egzersizleri kaliteli bir uyku için zemin hazırlar.-Yaşam tarzı değişiklikleri özellikle hareketli bir yaşam tarzı ve sosyal aktivitelere katılmak stresi, depresyon ve kaygı riskini azaltır, ruh sağlığını iyileştirir. Sosyal aktiviteler arasında yürüyüş, spor yapmak, kültürel etkinliklere katılmak, sosyal gruplara katılmak gibi etkinlikler sayılabilir. Sosyal aktiviteler, özellikle açık havada yapılan aktiviteler, stres ve anksiyeteyi azaltır, dikkati dağıtarak negatif enerjiyi uzaklaştır. Sanatsal aktiviteler, resim atölyeleri, aşçılık kursları ve el becerileri ile ilgili kurslara katılmak zihni meşgul ederek PMS semptomlarını azaltır.- Tedaviler (İlaç tedavileri, alternatif tedaviler ve takviyeler). İlaç tedavileri semptomların şiddetine göre değişir, hafif semptomlarda ilaç tedavisi gerekmezken, semptomların şiddetli olduğu durumlarda ilaç tedavisine başvurulur. İlaç tedavileri arasında;-Ağrı kesiciler,-Hormonal tedaviler,-Ödem azaltıcı diüretikler,-Antidepresanlar sayılabilir.Özellikle ibuprofen ve naproksen gibi nonsteroid antienflamatuar ilaçlar, ağrıyı ve şişkinliği azaltır, parasetamol gibi ağrı kesiciler daha hafif semptomu olanlarda kullanılırÖstrojen ve progesteron içeren doğum kontrol hapları yumurtlamayı baskılar, hormonal düzensizliği azaltarak semptomları hafifletir. Doğum kontrol hapları uzun süreli kullanımda semptomların ortadan kalkmasını sağlayabilir.Diüretikler vücuttan fazla suyun atılmasını sağlayarak ödemi azaltır. Ödemi azaltmak için kısa süreli olarak Spironolakton gibi diüretikler kullanılır, ancak diüretiklerin uzun süreli kullanımı, tansiyon düşürücü etkisinden dolayı önerilmemektedir (1).Antidepresanlar Adet Öncesi Gerginlik Sendromu belirtilerini azaltabilir, özellikle SSRI olarak bilinen fluoksetin, sertralin, paroksetin gibi Selektif Serotonin Geri Alım İnhibitörleri şiddetli PMS semptomları gösteren hastalarda kullanılabilir, SSRI lar serotonini arttırarak ruh sağlığını önemli ölçüde düzeltir. Düzenli kullanımı önemlidir.Alternatif tedaviler;-Mineral ve vitamin takviyeleriMineral ve vitamin takviyeleri özellikle günlük 1000-1200 mg kalsiyum, 200- 400 mg magnezyum takviyesi, günlük 80 mg B6 vitamini (pyridoxine) takviyesinin Adet Öncesi Gerginlik Sendromu semptomlarını hafiflettiği bildirilmiştir.Kalsiyum takviyesi depresif şikayetleri azaltır, magnezyum takviyesi ise memelerdeki şişlik, hassasiyet ve ödemi azaltır.B6 vitamini serotonin ve dopamin salgılanmasına yardımcı olarak kaygı, depresyon, yorgunluk gibi şikayetler üzerinde olumlu etki yaratır. Ayrıca idrar söktürücü etkisi ile ödemi azaltır. B6 vitaminin uzun süre yüksek dozlarda kullanılması sinir hasarına yol açabildiğinden doktor kontrolü altında kullanılmalıdır. Ayrıca doğal yollardan ceviz ve badem gibi kuruyemişler, avokado, ıspanak, muz, tavuk, hindi, somon balığı ve tahıllı gıdalar gibi B6 vitamini açısından zengin besinler tüketmek de B6 vitamini düzeyini arttırır.-Bitkisel tedavilerSarı kantaron, hayıt tohumu, çuha çiçeği yağı ve ateş otu gibi bitkisel tedavilerin, depresyon, stres ve anksiyeteyi azalttığı, uyku kalitesini arttırdığı ve böylelikle PMS semptomlarını hafiflettiği bilinmektedir.-AkupunkturGeleneksel Çin tıbbında yeri olan akupunktur hormonal düzensizlikleri ve duygusal dalgalanmaları dengeleyerek PMS semptomlarını azaltır. Tedavi süreci bireyden bireye farklılık gösterebilir, genellikle 4-6 seans sonrasında etkisi hissedilmeye başlar. Akupunktur özellikle sinirlilik ve depresyon gibi duygusal dalgalanmalar, stres ve anksiyete, ağrı, kas krampları, şişkinlik, uyku problemleri ve yorgunluk şikayetleri üzerinde etkilidir. Mutlaka bir akupunktur uzmanına danışarak konunun uzmanı tarafından yapılmalıdır.-Masaj terapisi Masajın hem fiziksel hem duygusal semptomların gerilemesinde önemli role sahip olan doğal ve etkili bir yöntem olduğu bilinmektedir.Masaj Terapisi de kas gerginliğini ve krampları hafifletici etkisi nedeniyle stresi azaltmak için tercih edilebilir. Masaj terapisi, stresi ve kaygıyı azaltır, kan dolaşımını arttırır, oksijenizasyonu sağlar, şişkinlik, ödem ve memelerdeki hassasiyeti azaltır, hormonal dengeyi düzenler. Uyku kalitesi üzerinde de olumlu etkileri vardır.Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Hangi Hastalıklarla Karışır, Ayırıcı Tanısında Hangi Hastalıklar Yer Alır?PMS semptomları birçok hastalıkla karışabilir. Semptomlar adet döneminden sonra da devam ediyorsa mutlaka altta yatan etken araştırılmalıdır.Premenstrüel Distrofik Bozukluk, depresyon ve kaygı bozuklukları, hipotiroidizm veya hipertiroidizm gibi tiroid hormonu ile ilgili hastalıklar, kronik yorgunluk sendromu, anemi, İBS ( İrritabl barsak sendromu), PCOS (Polikistik over sendromu), dndometriozis ve miyomlar, adet öncesi gerginlik sendromu ile karışabilir, bu durumda biyokimyasal tetkikler ayırıcı tanıda yardımcı olur. Ayrıca semptomların zamanlaması, adet döngüsü ile ilişkili olup olmadığı, şiddeti ve kronik olup olmaması doğru tanı koymada göz önünde bulundurulması gereken parametrelerdir. Detaylı bir anamnez, biyokimyasal testler, hormonal testler ve duruma göre görüntüleme yöntemleri ile altta yatan başka bir durum olup olmadığı anlaşılır. Bir psikoloğun, bu dönemlerde sürekli yanında olacağını bilmek ne kadar da güzel bir haber! Dünyanın her yerinden insanlar Elra’yı kullanıyor. Neden? Çünkü doktoruna, diyetisyen ve psikoloğuna gün içinde her an ulaşabiliyor. Uygun maliyeti, Elra’nın sunduğu sağlık hizmetlerinde gelir ayrımı yaptırmıyor. Elra, sağlık hizmetlerinin herkes için ulaşabilir olması misyonuyla çalışıyor.Sağlık en büyük ihtiyaç. Elra, bu ihtiyacı gün boyunca karşılamak için sizi, internet bağlantısı olan kameralı tüm akıllı cihazlarda bekliyor. Sağlıklı günler için, Elra’yı indirin ve doktorunuz gün içinde hep yanınızda olsun. #ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Spironolakton
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Kilo Vermeyi Engelleyen Faktörler
Kilo verme sürecinde, hedeflerimize ulaşmayı zorlaştıran belirli faktörler olabilir. Diyet ve egzersiz programlarına başlayıp beklenen sonuçları alamamak, pek çok insanın karşılaştığı bir durumdur. Bu durumun altında yatan nedenlerden bazıları kilo vermeyi durduran faktörler olabilir. Bu blog yazısında, kilo kaybını engelleyen bu faktörleri derinlemesine ele alacağız.1. Genetik Faktörler ve Kilo VermeBirçok kişi, kilo verme sürecinde genetik faktörlerin belirleyici olduğunu düşünür. Bu doğru olabilir, ancak genetik yalnızca bir parçadır. Genetik, vücudumuzun tepki verme biçimini ve kilo alma eğilimini etkiler, ancak diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleri genellikle bu eğilimleri dengeleyebilir.Örneğin, bazı insanlar daha hızlı bir metabolizmaya sahip olabilirler, bu da kilo vermeyi kolaylaştırır. Ancak, sağlıksız bir yaşam tarzı benimsemeleri durumunda bile kilo alabilirler. Kısacası, genetik faktörler kilo verme sürecini etkileyebilir ancak tek belirleyici değildir.2. Yaşam Tarzı Seçimleri ve Kilo Kaybı Üzerindeki EtkileriYaşam tarzı seçimleri, kilo verme sürecinde kritik bir rol oynar. Yediklerimizden, ne kadar hareket ettiğimize, ne kadar uyuduğumuza ve stres seviyemize kadar birçok faktör, kilo verme hedeflerimizi etkiler.Düzenli egzersiz ve sağlıklı bir diyet, kilo kaybının temelini oluşturur. Ancak, herkes için aynı yöntemler işe yaramayabilir. Bazıları için, ek faktörler stres, uyku eksikliği ve sağlık sorunları da kilo verme sürecini etkileyebilir. Bu nedenle, bireysel ihtiyaçları dikkate alarak bütünsel bir yaklaşım benimsemek önemlidir.3. Beslenme Alışkanlıklarının Kilo Verme Sürecine EtkisiBeslenme alışkanlıkları, kilo verme sürecinde kritik bir rol oynar. Ne yediğimiz ve içtiğimiz, vücut ağırlığımızı doğrudan etkiler. Dengeli ve sağlıklı bir diyet, kilo kaybını hızlandırabilirken, sağlıksız beslenme kilo alımını teşvik eder.Beslenme planınız, kalori alımını azaltmayı ve kalori tüketimini artırmayı hedeflemelidir. Ancak, her kalorinin eşit olmadığını unutmamak önemlidir. Dengeli bir diyet, protein, karbonhidrat ve yağların uygun dengede alınmasını sağlar ve doygunluk hissini artırır. Bu nedenle, sağlıklı ve dengeli bir beslenme planı, kilo verme sürecinde kilit bir faktördür.4. Stresin Kilo Kaybı Üzerindeki RolüStres, kilo kontrolü üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Stres altında olduğumuzda, vücudumuz adrenalin ve kortizol gibi hormonlar salgılar. Bu hormonlar, iştahımızı artırır ve aşırı yeme eğilimine yol açabilir.Ayrıca, stresli durumlarda sağlıklı beslenme ve egzersiz gibi kilo verme stratejilerini sürdürmek zor olabilir. Bu nedenle, stres yönetimi, kilo verme sürecinin önemli bir parçasıdır. Stresle başa çıkma stratejileri geliştirmek ve uygulamak, kilo verme hedeflerinize ulaşmanızı kolaylaştırabilir.5. Uyku Uyuma SüresiYeterince uyuyamamak kilo alımıyla da ilişkilidir. Uzmanlar, 18 ila 64 yaş arası yetişkinlerin gecede 7 ila 9 saat uyumasını önermektedir. 65 yaş ve üzeri yetişkinler ise gecede 7 ila 8 saat uyumalıdır.Yeterince uyumamak, daha çok acıkmanıza, daha fazla kalori tüketmenize ve daha sağlıklı seçenekler yerine sağlıksız yiyecek ve içecekleri tercih etme olasılığınızın artmasına neden olabilir. Yeterince uyumak bu sorunları önlemeye ve genel refahı artırmaya yardımcı olabilir (1). Kilo Vermeyi Durduran Faktörleri Aşma StratejileriKilo verme sürecinde karşılaşılan engeller kişiden kişiye değişebilir. Ancak, bazı ortak faktörler vardır ki, genellikle kilo verme çabalarını durduran unsurlar üzerinde çalışmak, başarıya giden yolu açabilir. Düzenli uyku alışkanlığı edinmek, sağlıksız beslenme alışkanlıklarını değiştirmek, stresle başa çıkmak ve düzenli fiziksel aktivite, kilo verme sürecini destekleyen önemli adımlardır. Herkesin vücudu ve ihtiyaçları farklı olduğundan, kişiselleştirilmiş bir kilo verme planı belirlemek önemlidir. Bu nedenle, bir sağlık profesyoneli ile görüşmek ve doğru stratejileri belirlemek en iyisidir. Sonuç olarak, kilo verme süreci, birçok faktörün etkisi altındadır. Ancak, bu engellerin farkında olmak ve uygun stratejiler geliştirmek, kilo verme hedeflerinize ulaşmanızı kolaylaştırabilir. Bilgi sahibi olmak ve doğru adımları atmaktan çekinmeyin, sağlıklı bir yaşam tarzına adım atmanın önündeki engelleri aşabilirsiniz. Kilo verme konusunda sıkıntı yaşıyorsanız bir uzman desteği almak en iyisi olacaktır. Hatta online sağlık hizmetlerini kullanarak online diyetisyen görüşmesi marifetiyle, bu süreci zaman kaybetmeden başlatabilirsiniz. Elra uygulamasını telefonunuza indirerek sınırlı sayıda değil, sınırsızca doktorlarımıza, diyetisyen ve kilinik psikologlarımıza danışabilirsiniz. Bu, sizin beden sağlığınızı ve mental yapınızı sürekli iyi tutacak. Çünkü artık Elra elinizde, sağlık evinizde!#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://www.niddk.nih.gov/health-information/weight-management/adult-overweight-obesity/factors-affecting-weight-health
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Yoğun Çalışanlar İçin Sağlıklı Kalma Tüyoları
Sağlık, sadece bedensel bir durumla sınırlı değildir; aynı zamanda zihinsel ve duygusal sağlık da önemlidir. Bu nedenle, yoğun çalışan bireylerin sağlıklı kalabilmek için bedensel, zihinsel ve duygusal sağlıklarına özen göstermeleri gerekmektedir. Bu blog yazısı, bu konuda okuyucularına yol gösterecek bilgiler ve tüyolar sunmayı hedeflemektedir.1. Sağlıklı Beslenme İpuçlarıSağlıklı beslenme, hayatın her alanında olduğu gibi, sağlık durumumuzu ve genel yaşam kalitemizi doğrudan etkileyen önemli bir faktördür. Ne kadar sağlıklı beslenirsek, vücudumuzun gereksinim duyduğu vitamin ve mineralleri o kadar etkin bir şekilde karşılarız. Bu da enerji seviyelerimizin yükselmesine, bağışıklık sistemimizin güçlenmesine ve genel olarak daha sağlıklı hissetmemize yardımcı olur.Beslenme alışkanlıklarımızı geliştirmek için ilk adım, dengeli bir diyet uygulamaktır. Taze meyve ve sebzeler, tam tahıllar, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlar, dengeli bir diyetin ana bileşenleridir. Ayrıca, işlenmiş gıdaların ve şekerli içeceklerin tüketimini sınırlayarak ve bol miktarda su içerek de sağlıklı beslenme hedefimize ulaşabiliriz.2. Fiziksel Aktivite ve Egzersiz ÖnerileriFiziksel aktivite ve egzersiz, sağlıklı bir yaşam tarzının ayrılmaz bir parçasıdır. Hem bedensel hem de zihinsel sağlığımız üzerinde olumlu etkileri vardır. Düzenli fiziksel aktivite, kalp-damar sağlığını iyileştirir, kemik yoğunluğunu artırır, enerji seviyelerini yükseltir ve genel yaşam kalitesini iyileştirir.Egzersiz rutininizi oluştururken, hem kardiyovasküler egzersizleri (koşu, yüzme, bisiklet sürme gibi) hem de güç antrenmanlarını (ağırlık kaldırma, pilates, yoga gibi) içermesine özen gösterin. Haftanın en az beş günü, her seferinde en az 30 dakika olacak şekilde düzenli egzersiz yapmayı hedefleyin. Egzersizin yoğunluğunu kişisel fitness seviyenize göre ayarlayın ve zamanla bu yoğunluğu artırmayı hedefleyin. Unutmayın, her hareket önemlidir ve küçük adımlarla başlamak, sürekli bir egzersiz alışkanlığı geliştirmenin anahtarıdır.3. Zihinsel Sağlık İçin ÖnerilerZihinsel sağlık, genel sağlığımızın ayrılmaz bir parçasıdır ve çoğu zaman göz ardı edilir. Ancak zihinsel sağlığımızı korumak ve geliştirmek, yaşam kalitemizi artırmada kritik bir rol oynar. Zihinsel sağlığı güçlendirmenin birçok yolu vardır, bunlardan biri düzenli egzersiz yapmaktır. Egzersiz, stresi azaltmaya yardımcı olur, uyku kalitesini artırır ve genel ruh halimizi iyileştirir.Ayrıca, zihinsel sağlığımızı korumanın ve geliştirmenin başka yolları da vardır. Bu yöntemlerden biri, sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmektir. Sağlıklı bir diyet, beyin fonksiyonlarını destekler ve duygusal dengemizi korumaya yardımcı olur. Diğer bir önemli unsur ise sosyal bağlantılardır. Sosyal etkileşimler, duygusal refahı artırır ve yalnızlık ve depresyon riskini azaltır. Son olarak, düzenli olarak kendiniz için zaman ayırmak önemlidir. Kendinize bakmak, stresi yönetmenize ve genel zihinsel sağlığınızı korumanıza yardımcı olabilir.4. Duygusal Sağlığı Koruma YöntemleriDuygusal sağlık, bireyin duygusal durumunun genel iyilik halini ifade eder. Bu, duygularımızı nasıl tanıdığımız, yönettiğimiz ve ifade ettiğimizle doğrudan ilgilidir. Duygusal sağlık, yaşamın tüm yönlerini etkiler: fiziksel sağlık, zihinsel odaklanma, ilişkiler ve hatta iş performansı. Bu nedenle, duygusal sağlığımızı korumak ve geliştirmek önemlidir. Duygusal sağlığınızı korumanın birçok yolu vardır. Bunlardan biri, düzenli egzersiz yapmaktır. Egzersiz, stresi azaltmaya yardımcı olur ve genel ruh halinizi iyileştirir. Diğer bir önemli unsur ise sosyal bağlantılardır. Sosyal etkileşimler, duygusal refahı artırır ve yalnızlık ve depresyon riskini azaltır. Ayrıca, sağlıklı beslenme alışkanlıkları da duygusal sağlığınıza katkıda bulunabilir. Sağlıklı bir diyet, beyin fonksiyonlarını destekler ve duygusal dengenizi korumaya yardımcı olur. Son olarak, kendinize zaman ayırmak da önemlidir. Kendinize bakmak, stresi yönetmenize ve genel duygusal sağlığınızı korumanıza yardımcı olabilir.5. İş-Yaşam Dengesi Kurma Stratejileriİş ve yaşam dengesi, günümüzde pek çok kişinin karşılaştığı bir meydan okumadır. Bu dengeyi sağlamak, hem profesyonel hem de kişisel hayatımızda memnuniyet ve mutluluğu artırmak için önemlidir. Çalışma saatlerimiz ve kişisel zamanımız arasında sağlıklı bir denge kurmak, stresi azaltabilir, iş tatminini artırabilir ve genel yaşam kalitemizi iyileştirebilir.İş ve yaşam dengesini sağlamak için birkaç strateji vardır. Öncelikle, önceliklerinizi belirlemek önemlidir. Hangi görevlerin acil olduğunu ve hangi görevlerin bekleyebileceğini bilmek, zamanınızı daha etkin bir şekilde yönetmenize yardımcı olabilir. İkincisi, çalışma saatlerinizi sınırlamak da önemlidir. Sürekli olarak aşırı saatler çalışmak, tükenmişliğe yol açabilir ve genel yaşam kalitenizi düşürebilir. Son olarak, düzenli aralar vermek ve kendinize zaman ayırmak da önemlidir. Kendinize bakmak ve rahatlamak için zaman ayırmak, hem işte hem de evde daha üretken ve mutlu olmanızı sağlayabilir.Sonuç olarak, yoğun iş temposunda sağlıklı kalmak, zaman ve çaba gerektiren bir süreçtir. Ancak bu blogda paylaşılan ipuçları ve öneriler, bu süreci daha kolay ve yönetilebilir hale getirebilir. Unutmayın ki, sağlık yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal durumumuzla da yakından ilgilidir. Bu nedenle, sağlıklı bir yaşam sürdürmek için bedensel, zihinsel ve duygusal sağlığımıza eşit derecede önem vermemiz gerekmektedir. Kendinize iyi bakın, çünkü sağlık gerçek anlamda önemlidir.6. Uykuya Öncelik VerinUyku, genel sağlığınız üzerinde büyük bir etkiye sahiptir, bu nedenle yeterince uyuduğunuzdan emin olmak çok önemlidir.Uyku eksikliği, kalp hastalığı, diyabet, yüksek tansiyon, inme, kalp krizi, obezite ve depresyon gibi birçok kronik sağlık sorunuyla bağlantılıdır (bunlardan sadece birkaçını saydık). Uykusuzluğunuzu yenmek için şunları deneyebilirsiniz:·       Yatmadan önce ekran sürenizi sınırlayın.·       Yorgun olmadığınız halde, sırf uyumanız gerektiğini hissediyorsunuz diye belirli bir saatte uyumaya gitmeyin.·       Serin bir odada uyumayı deneyin, bu daha hızlı uykuya dalmanıza yardımcı olur ve gece aşırı ısınmadan uyanmanızı önler.·       Yatmadan önce ağır yemeklerden kaçının.·       Egzersiz daha iyi uyumanıza yardımcı olur, ancak yatmadan 3 saat önce egzersiz yapmamaya çalışın.Uyku sorunlarınız devam ediyorsa, bu altta yatan fiziksel veya zihinsel bir sağlık sorununun belirtisi olabilir. Eğer Elra’ya bağlandıysanız, çevrimiçi olarak bir doktorla görüşebilirsiniz (1).Hastalığın nerden geleceğini veya ne zaman nüksedeceğini bilemezsiniz ama Elra, online muayene imkanını size sunarak erken tanı ve tedavi konusunda hep elinizin altında olacak. Siz de Elra’ya kaydolun, online doktor muayenesinin avantajlarına ulaşın ve artık sağlığınıza hükmedin.Eğer doktorunuza, diyetisyeninize veya klinik psikoloğunuza hemen ihtiyacınız varsa, sağlık raporuna ikinci bir uzman görüşü almak istiyorsanız, ilaçlarını da evinizden çıkmadan yazdırmak istiyorsanız, Elra uygulamasını hemen kullanmaya başlamalısınız. #ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://caspianinsurance.co.uk/news/10-healthy-lifestyle-tips-for-busy-people
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Sıcaklarda Görünen Durumlar
Yaz aylarındaki sıcak hava herkesi etkileyebilir, ancak bazı kişiler ciddi zarar görme riskiyle daha fazla karşı karşıyadır.Uzmanlar, yaşlılar ve bebekler gibi daha savunmasız olabilecek kişilerin kontrol edilmesini öneriyor.Hastalar basit belirtilerden hayatı tehdit eden durumlara hızla değişkenlik gösterebilir. Toplumun eğitimi ve koruyucu tedbirlerle sıcak acilleri çoğunlukla önlenebilir. Yaşlılar (>75 yaş), küçük çocuklar ( Normalde vücut ısısı 36-38 C° arasındadır. Isı regülasyonu 35 C°'nin altında ve 40 C°'nin üzerinde yetersiz kalır. Sıcak Krampları: İskelet kaslarında istemsiz ağrılı kasılmalar olmasıdır. En sık baldır kaslarında görülür. Terleme ile aşırı sıvı ve elektrolit kaybı sonucu gerçekleşir. Genellikle yoğun egzersiz sonrası görülür. Tedavisi sıvı verilmesi ve istirahattır.Sıcak Senkopu: Nedeni damar duvarının genişlemesine (vazodilatasyon) bağlı tansiyon düşüklüğü ve rölatif sıvı kaybıdır. Diğer bayılma sebepleri dışlanarak tanı konur. Tedavisi serin bir yerde istirahat ve sıvı verilmesidir.Sıcak Bitkinliği: Damarların genişlemesi sonucunda kan cilt ve organlarda göllenir. Beyne giden kan azalır ve halsizlik, güçsüzlük, baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı, kusma ve senkop görülebilir. Tedavi edilmezse sıcak çarpmasına dönüşebilir.Sıcak Ödemi: Ellerde, ayaklarda ve bileklerde olan şişliklerdir. Genellikle kendi kendini sınırlar. Cilt damarlarında vazodilatasyona bağlı gelişir. Diğer ödem yapan nedenler araştırılmalıdır. Daha çok soğuk bölgeden sıcak bölgeye gelenlerde olur. Tedavisi ayakların yüksekte tutulması ve etkilenen bölgeyi soğutmaktır.Sıcak Çarpması: Gerçek bir acil durumdur. Vücut ısısının 40 C°'nin üzerine çıkması, vücudun terleme cevabının olmaması ve bilincin bozulması ile ortaya çıkar. Bu durumda hemen 112 aranarak ambulans ve sağlık ekipleri çağrılmalıdır. İlkyardım olarak hemen hasta soğutulmaya başlanmalıdır. Cilt sıcak kırmızı, kuru veya nemli olur. Taşikardi, takipne , hiperventilasyon ve diyastolik kan basıncında düşme olur. Purpura, hemoptizi, kanlı ishal, melena görülebilir. Santral sinir sistemi etkilenmiştir. Ataksi, konfüzyon, kişilik değişiklikleri, halüsinasyonlar, epileptik nöbetler ve koma görülebilir. Sıcakta kalınan sürenin uzun olması, soğutmaya geç başlanması , karaciğer hasarı, pıhtılaşma bozuklukları gelişmesi, akut böbrek yetmezliği olması ve komanın 4 saatten uzun sürmesi kötü prognozu gösterir.Sıcak bitkinliği hariç tüm hastalar acil serviste tedavi sonrası evlerine taburcu edilebilir. Sıcak bitkinliği olanlardan ileri yaşta olanlar, sıvı kaybı fazla olanlar, elektrolit kaybı olanlar, ek hastalığı olanlar hastaneye yatırılabilir. Sıcak çarpması olan tüm hastalar hastaneye yatırılmalıdır.Aşırı Sıcakların Zararlarından Korunmak İçin Neler Yapılabilir?·       Günün sıcak saatlerinde aşırı egzersiz yapmamak. ·       Açık renkli, bol ve hafif giysiler giymek.·       Şapka ve gözlük kullanmak. ·       Endojen ısı yapımını azaltmak için protein alımını azaltmak, karbonhidrat alımını artırmak.  ·       En önemlisi susama hissi olmasa bile yeterli miktarda sıvı almak. ·       Alkollü içecekleri, özellikle günün sıcak saatlerinde çok tüketmemek. ·       Güneş ışığına direkt maruz kalmamak. ·       Halkı sıcağın olumsuz etkileri ve sıcak rahatsızlıklarının belirtileri konusunda eğitmek.·       Çocukları kapalı araçlarda bırakmamak.Sıcakların size zarar vermemesi için alacağınız önlemleri öğrenmek, ya da rahatsızlanan yakınlarınız olduysa onlar için hemen tıbbi destek almak istemez misiniz? Bunun için Elra uygulamasını akıllı telefonunuza indirmeli, ya da elrasaglik internet sitesi üzerinden sisteme kayıt olmalısınız. Tek tıkla ihtiyacınız olan doktora ulaşacak, randevu saatini beklemekten kurtulacaksınız.Elra uygulamasını telefonunuza indirerek sınırlı sayıda değil, sınırsızca doktorlarımıza, diyetisyen ve kilinik psikologlarımıza danışabilirsiniz. Bu, sıcak havalarda da sizin beden sağlığınızı ve mental yapınızı sürekli iyi tutacak. Çünkü artık Elra elinizde, sağlık evinizde!#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://www.bbc.com/news/articles/cy7n6m7y6yvo
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Baş Ağrısı Sebepleri
Tekrarlayan baş ağrılarıyla karakterize edilen baş ağrısı bozuklukları, sinir sisteminin en yaygın rahatsızlıkları arasındadır. Baş ağrısı, migren, gerilim tipi baş ağrısı ve küme baş ağrısı gibi birincil baş ağrısı bozukluklarının ağrılı ve engelleyici bir özelliğidir. Baş ağrıları ayrıca uzun bir liste halinde sıralanan diğer rahatsızlıklardan da kaynaklanabilir veya bunlara ikincil olarak ortaya çıkabilir; bunların en yaygını ilaç aşırı kullanımına bağlı baş ağrısıdır. Baş ağrıları, özellikle migren, çocukları ve ergenleri de etkileyebilir, ancak onları farklı şekillerde etkileyebilir. Baş ağrısı bozuklukları, çocuklarda, ergenlerde ve yetişkinlerde okul, spor ve diğer aktivitelere devamsızlığa neden olabilir (1).∙        Yüksek kaygı düzeyi ve stres: Gün içerisinde yaşadığımız stres ve kaygı artışı baş ağrısına sebep olabilir.∙        Açlık ve/veya susuzluk :Beyin için gerekli olan su ,karbonhidrat ve proteinlerin alınamaması ya da geç alınması baş ağrısının önemli nedenlerinden biridir.∙        Uyku bozuklukları : Az veya çok uyuma veya düzensiz uyku, beynin kimyasal yapısında değişiklik yaratarak baş ağrılarına sebep olabilir.∙        Bazı yiyecek ve içecekler: Çikolata, kabuklu kuruyemiş, kırmızı şarap, eski peynirler , aşırı kahve tüketimi vb∙        Migren öyküsü∙        Göz hastalıkları ve görme kusuru: Ciddi göz ve baş ağrılarına sebep olabilir.∙        Diş eti hastalıkları ve diş çürükleri: Yansıyan baş ağrıları görülebilir.∙        Hipertansiyon : Özellikle enseden başlayarak kafa içine yayılan ağrılara sebep olmakta, Çok yüksek tansiyon ise damar duvarında harabiyet yaratarak anevrizma , kanama riskini önemli ölçüde arttırmaktadır.∙        Beyinde damar hasarları: Anevrizma, malformasyonlar, damar tıkanıklıkları şiddetli baş ağrıları yapabilir.∙        Spinal anestezi: Sonrasında baş ağrısı sık olarak görülmektedir.∙        Sinüzit, otit gibi enfeksiyonlar: Baş ağrılarına neden olabilir.∙        Menenjit : Meninksler beyin ve omuriliği saran zar şeklindeki yapılardır. İltihap gelişmesi halinde şiddetli baş ağrıları görülebilir.∙        TümörlerUzun süreli şiddetli baş ağrısı olması durumunda tanı ve tedavisi için doktorunuza başvurunuz.Bu gibi durumlarda, ağrınızla baş başa değilsiniz, Elra uygulaması ile online doktor görüşmesi yapabilir, Elra’nın mekandan bağımsız doktor muayenesi hizmetinden faydalanabilirsiniz. Elra’yı indirin ve online sağlık çözümleriyle tanışın! Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Doktorunuz, telefonun ucunda randevu için sizi bekleyecek!#ElraOnline #AnındaDoktorDesteği Elra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/headache-disorders
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Diz Ağrısı Sebepleri Nelerdir?
Diz ağrısı, özellikle bacağa doğru yayıldığında veya uzandığında günlük yaşamı aksatabilen yaygın bir sorundur. Bu durumu yaşayan kişilerde genellikle uyluk, kaval kemiği veya hatta ayak bileğini etkileyebilen osteoartrit bulunur (1).Diz ağrısının birçok sebebi vardır. En sık görülen sebepler şunlardır: ·     Kireçlenme (Osteoartrit): Genellikle ileri yaşlarda görülen, eklemlerde ağrı ve inflamasyon ile birlikte dejenerasyon yapabilen bir rahatsızlıktır.·     Zorlama ve Travmalar: Düşme çarpmaya bağlı kemik kırıkları, kıkırdak ve bağ dokusu hasarları (örn; bağ yırtıkları) şiddetli ağrılara sebep olabilmektedir.·     Fazla Kilolar: Diz eklemine yüklenen ağırlığın artmasına ve zamanla eklemde hasara ve ağrıya sebep olur.·     Romatolojik Hastalıklar: Eklemlerde deformasyon yapabilen, şişlik ve ağrı ile kendini gösteren romatoid artrit ve lupus gibi hastalıklardır.·     Gut: En sık ayak baş parmağında olmak üzere vücudun birçok ekleminde ürik asit birikimi ile karakterize, şiddetli ağrılara sebep olan bir hastalıktır. Eklemlerde hassasiyet, kızarıklık, ısı artışı, ödem ve ağrı olabilir.·     Eklem Enfeksiyonları (Septik Artrit): Birkaç eklemi aynı anda tutabilen aniden gelişip şişlik, ödem ve ağrıyla kendini gösteren bir rahatsızlıktır. Ağrı hareketle artar, çoğu zaman ateş de eşlik eder.·     Osteomiyelit: Kemik ve kemik iliğinin enfeksiyonudur. Kırıklar, cerrahi operasyonlar ve vücudun farklı yerlerinden kan yolu ile taşınan enfeksiyonlar kemiklerde inflamasyona sebep olabilir.·     Kist ve Tümörler: Baker (Fırıncı) kistleri en sık görülen eklem içi kistlerdendir. Sinoviyal sıvının dizin arka kısmında birikmesi ve dizin kaygan olmayan bir zeminde hareket etmesi sebebiyle ağrılara sebep olabilir.·     Osteosarkom: En sık görülen kötü huylu kemik tümörlerinden biridir ve şiddetli ağrılar yapabilmektedir.Bunlar dışında; avasküler nekroz, kemik içi kanamalar psödogut (yalancı gut) da diz ağrılarına sebep olabilir.Diz ağrısının tedavisi, sebebe yönelik olarak yapılmalıdır. Önleyici tedavi kapsamında online doktor desteği almak doğru bir hareket olacaktır. Online doktor görüşmesi sırasında görüntülü olarak muayene olacak ve muayene sonunda gerek görülürse ilaçlarınızı e-reçetenize yazdırabileceksiniz. Sihir değil Elra!Elra uygulamasını akıllı cihazınıza indirip üye olun ve artık yepyeni, daha sağlıklı bir hayata sahip olun. Elra yanınızda, sağlık cebinizde…Hastalığınızla baş başayken yaşayacağınız stresi ortadan kaldırmak için, doktorunuzla sizi maksimum 15 dakika içinde görüştürmeyi garanti eden elrasaglik.com adresine gitmelisiniz. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! #ElraOnline #AnındaDoktorDesteği Elra Online Sağlık HizmetleriKaynak:https://americankneepaincenters.com/blog/why-is-my-knee-pain-radiating-down-my-leg/
Devamını Oku
Faydalı Bilgiler
Akılcı Antibiyotik Kullanımı
Son yıllarda antibiyotiklerin aşırı kullanımı, daha az etkili hale gelmelerine ve süper dirençli mikropların ortaya çıkmasına neden olmuştur.Bunlar, aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok farklı antibiyotiğe karşı direnç geliştirmiş bakteri türleridir:-MRSA (metisiline dirençli Staphylococcus aureus)-Clostridium difficile (C. diff)-Çoklu ilaca dirençli, tüberküloza neden olan bakterilerBu tür enfeksiyonlar ciddi ve tedavi edilmesi zor olmakta ve dünya genelinde giderek artan ölümlere neden olabilmektedir. En büyük endişe, mevcut antibiyotiklerle tedavi edilemeyecek yeni bakteri türlerinin ortaya çıkmasıdır.Antibiyotikleri sadece gerekli olduğu durumlarda hekiminizin önerileri doğrultusunda, alım zamanına ve şekline dikkat ederek kullanmak çok önemlidir. Antibiyotik kullanmadan önce mutlaka bir uzmana danışmalısınız. Elra, kadrolu doktor ve psikologlarıyla gün içinde her an sizin sağlık desteği ihtiyaçlarınıza, akıllı cihazınız üzerinden birebir doktor ve psikoloğunuzla görüştürerek yanıt veriyor. İstanbul online doktor veya Ankara online doktor gibi tüm dünyanın farklı bölgelerinden internet kullanıcıları, Elra’ya bunun için kullanıyor.Acil tıp veya mental destek konusunda, doktorunuzla görüşmek adına ulaşabileceğiniz en doğru çözümler Elra’da. Doktorlarımıza veya psikologlarımıza ulaşmak için Elra uygulamasını telefonunuza şimdi indirmelisiniz!#ElraOnline #AnındaDoktorDesteğiElra Online Sağlık HizmetleriKaynak: https://www.nhs.uk/medicines/antibiotics/antibiotic-antimicrobial-resistance/
Devamını Oku